17 Temmuz 2009

SEZENinciler Partisi

14 Haziran 2009

yürüyorum düş bahçeleri'nde... sezen


Sezen Aksu'nun başka sanatçılarca yorumlanan eserlerini yeni düzenlemeleriyle yeniden seslendirdiği eserlerden oluşan "Yürüyorum Düş Bahçeleri'nde..." isimli albümü dinleyicilerin beğenisine sunuldu.

1996 yılında benzer bir konsept ile yayınlanan "Düş Bahçeleri" albümünün devamı niteliğindeki albüm akustik ve elektronik altyapılardaki 29 şarkının yer aldığı 2 CD'den oluşuyor. Albümdeki Aykut Gürel, Aytuğ Yargıç, Fahir Atakoğlu, Kıvanch K, Mithat Can Özer, Mustafa Ceceli gibi müzisyenlerin düzenlemeleri, daha önce dinleyici ile buluşmuş eserlerin taze bir sound ile müzik severlere sunulmasını sağlıyor.

"Kaçak", "Kurşuni Renkler", "Elveda", "Sorma", "Unutamam" ve "Lale Devri" gibi bilinen ve sevilen eserler Sezen Aksu'nun sesinden akustik versiyonlarıyla yer alırken, "Kibir", "Çakkıdı", "Yok ki" ve "Büklüm Büklüm" gibi eserler yepyeni elektronik altyapılarıyla dinleyicilerin beğenisine sunuluyor.

Albümde, daha önce yayınlanmamış "Itirafçı Olma", "Pardon" ve "Tören" isimli 3 eser de yer alıyor.

Çağdaş Sanat performanscılarından Cevdet Erek'in "Katkısız" isimli "yerleştirme" çalışmasının DVD olarak albümle birlikte müzik severlerler paylaşılıyor olması albümdeki diğer bir yenilik olarak dikkat çekiyor. Sezen Aksu, hayatın içindeki farklı anların video görüntülerinden oluşan bu çalışmaya albümünde yer vermesinin nedenini, popüler sanatın büyük kitlelere daha kolay ulaşabilmesi nedeniyle, daha az bilinen sanat dallarının gün ışığına çıkmasına aracılık etmek olarak açıklıyor. Aksu ayrıca, "Günlük hayatın rutin telaşları içinde yuvarlanırken, farkına bile varmadan dikkatimizden kaçan anlara, seslere ve karelere odaklanmak çok kolay değil doğal olarak. Oysa, bütün bunları parantez içine alıp üzerine fazladan hiçbir söz söylemeden, büyük resimden küçük kareleri "olduğu gibi" çekip, çekiştirmeden bize sunan, bunu yaparken de mucizevi bir şekilde ama yine doğallıkla bizi bambaşka bahçelere götürebilen, bize hiç beklenmedik yeni pencereler açıveren gizli gözler var..." şeklinde yorumladığı ve heyecanlandığı bu türden çalışmaları, "bir ömür paylaştık" dediği dinleyicileri ile paylaşmak istediğini söylüyor.

Albümün kapak tasarımında ise, daha önce Aksu'nun "Eksik Şiir" isimli kitabının kapağını da tasarlayan ve ülkemizde ve dünyada birçok önemli filmin afişlerinde imzası bulunan tasarımcı Emrah Yücel'in imzası yer alıyor.

CD 1:
1. İzmir Yanıyor
2. Unutamam
3. Kaybedenler
4. Uslanmadım
5. Elveda
6. Tutunamadım
7. Kurşuni Renkler
8. Uçurtma Bayramları
9. Pardon
10. Lâl
11. Sorma
12. Kaçak
13. Lale Devri
14. Takvim
15. Muhabbet Kuşları

CD 2:
1. Tören
2. Kibir
3. Yok Ki
4. Çakkıdı
5. Anadilim Aşk
6. Bile Bile
7. Gidemem
8. Gelsin Hayat Bildiği Gibi
9. İtirafçı Olma
10. Bekleyelim De Görelim
11. Büklüm Büklüm
12. Söz Bitti
13. Tören
14. İtirafçı Olma

17 Şubat 2009

Güldünya Konseri

10 Şubat 2009

India Arie feat. Sezen Aksu


Sezen Aksu, India Arie'nin son albümü Testimony: Vol. 2, Love & Politics albümünde The Cure isimli şarkıda India Arie'ye eşlik etti. Sanatçıdan övgülerle söz eden Arie Sezen Aksu'ya hayran olduğunu ve O'nun Türkiye'nin en büyük pop starı olduğunu söyledi.
İkili Sezen Aksu'nun Royal Albert Hall konserinde Ready for Love'ı birlikte söylemişlerdi.

06 Şubat 2009

Sezen Aksu’dan Türkiye şarkıları

Sezen Aksu’nun menajeri Yaşar Gaga’yla bir yıldır üzerinde çalıştıkları “Türkiye Şarkıları” DVD’si mart ayında müzik marketlerde yerini alacak.

30 eserin yer alacağı DVD’de İzmir Senfoni Orkestrası, Kıvanç Ka, Vartanant Ermeni Korosu, Enderun Türk İslam ve Türk Sanat Müziği Topluluğu, Musevi “Los Paşaros” ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Çocuk Korosu, Rum Onorio, 10 Lira Yunan Dostluk Barış grubunun eserleri yer alıyor.
250 kişilik bir ekibin çalışmalarının yer aldığı DVD albümünde Aksu’nun Türkçe, Osmanlıca, Ermenice, Kürtçe, Rumca olmak üzere birçok dilde seslendirdiği şarkılar yer alıyor . DVD’de Efes Antik Tiyatro, Aspendos ve Brüksel’deki konser görüntüleri de yer alıyor.
Öte yandan Sezen Aksu’nun resmi internet sitesinin İngilizce versiyonu da yayına başladı. Yurtdışındaki dinleyicilerinin Sezen Aksu’nun çalışmaları konusunda bilgi sahibi olmasını amaçlayan İngilizce site bilgi platformu olarak tasarlandı.

Hülya Avşar'ın gözyaşları

Hülya Avşar en acı gününü yaşadı. Annesini toprağa verdi. Cenaze boyunca iki gözü iki çeşmeydi. Kızı ve eski eşi de oradaydı.
Sanatçı Hülya Avşar'ın dün vefat eden annesi Emral Avşar, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.
Amerikan Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi'nde yaklaşık 15 gündür akciğer kanseri tedavisi gören 64 yaşındaki Emral Avşar için Teşvikiye Camisi'nde cenaze töreni düzenlendi.
Törende, Hülya Avşar ile ablası Leyla Avşar, kardeşi Helin Avşar, kızı Zehra Çilingiroğlu, eski eşi iş adamı Kaya Çilingiroğlu taziyeleri kabul etti.

CENAZEYE ÜNLÜ AKINI
Cenaze törenine, Emral Avşar'ın akrabalarının ve yakınlarının yanı sıra, aralarında Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Ali Müfit Gürtuna, iş adamı Saadettin Saran, Sezen Aksu, Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Sibel Can, Hande Yener, Doğa Rutkay, Şahan Gökbakar, Demet Akbağ, Adnan Şenses, Kerem Alışık, Halit Kıvanç, Dilek Hanif, Acun Ilıcalı'nın da yer aldığı sanat ve iş dünyasından çok sayıda isim katıldı.

ANNEM AMİRALİMDİ
Emral Avşar’ın kızı Hülya Avşar, acılarının çok büyük olduğunu söyledi. Annesinin ölümüyle yıkılan Hülya Avşar, "Benim hayatım için bir devir kapandı. Annem her insanın sevdiği biriydi.
Üzüntümüz büyük, Allah’ın takdiri diyoruz. O benim annem, Amiral’imdi. Camiada çok sevilen biriydi. Bizi bu zor günümüzde arayan o kadar çok insan oldu ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bey başta olmak üzere sabah erkenden aradılar. Eşi Emine Hanım (Erdoğan), bakanlar ve sanat camiasından yakın arkadaşlarım, o kadar çok dostumuz aradı ki... Annem bunları bilseydi çok sevinirdi" dedi.

ÖLÜM ONA YAKIŞMADI
Emral Avşar'ın cenazesi, öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki aile kabristanında toprağa verildi.
Sanatçı Sibel Can, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Emral Avşar ile hastalığı sırasında bir çok kez görüştüğünü ve ölümü ona yakıştıramadığını söyledi.

ANNE ACISI HİÇBİR ŞEYE BENZEMİYOR
Hülya, Leyla ve Helin Avşar adına çok üzgün olduğunu ifade eden Can, ''Aynı duyguları ben de yaşadım. Anne acısı hiçbir şeye benzemiyor. Annelerin alternatifi yok. Hülya da benim gibi annesine çok bağlı bir insan'' diye konuştu.
İbrahim Tatlıses de, Emral Avşar'ın mükemmel bir insan olduğunu belirterek, ''Gittiği yerde Allah ona yardım etsin'' dedi.

01 Aralık 2008

"Tek başına çok şey yapılabilir"

Sezen Aksu, şiddete uğrayan kadın ve çocuklara bir yazıyla mesaj verdi: "Ümit etmek, eli taşın altına koymak lazım."
Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için hazırlanan “Güldünya Şarkıları” adlı albümde şarkı söyleyen Sezen Aksu, konuyla ilgili olarak bir de yazı kaleme aldı. Aksu, “Ümit etmek, eli taşın altına koymak lazım” başlıklı yazısında şu satırlara yer verdi:
“Görünen o ki, insan özünde pusuda bekleyen bu enerji doğru bir formül ile yönetilmediği ve türlü şekillerde beslendiği sürece, çocuklarımızın potansiyel birer şiddet uygulayıcısına, kendimizin de birer şiddet mağduruna dönüşmesi işten değil. Bu nedenle insanın şiddete tanık olup benimseyeceği durumları ortadan kaldırmakla başlanmalı işe... Hayatımızdan hemen yok edilemezse de, aslında olağandışı olabilecek durumlarla her gün karşılaşıyor olmamız nedeniyle algımızda sıradanlaşmasına direnip, her seferinde irkilmeye devam etmeliyiz. İdealdeki bireysel ve toplumsal forma kavuşuncaya kadar baş kaldırmanın, değiştirmenin, ‘dur’ demenin mümkün olduğunu öğrenmek ve hep hatırlamak zorundayız. Kadınlara... Dünyada tanık olduğumuz çoğu şeyin gölgesinde kalırken, umudun gerçekte var olduğuna, özellikle şiddete maruz kalmış kişileri ikna etmeye çalışmak sonuçsuz bir çaba gibi görünebilir. Bir insanın bireysel öz gücünün potansiyeli sanıldığından çok daha dönüştürücüdür. Bu yüzden, ‘tek başıma ne yapabilirim ki?’ cümlesi hemen unutulmalı, hatta mümkünse tedavülden kaldırılmalı bence. Nice şeytanına kafa tutmuş insan var bu dünyada, hem de hiç de az değiller. Öyle olmasaydı dünya kıyameti beklemez, çoktan kendini yok ederdi. Ümit etmek, eli taşın altına koymak lazım...” Ve çocuklara... Öte yandan Sezen Aksu, çocuklar için hazırlanan “Herkes Özgür Doğar - Resimlerle İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” isimli kitap için de önsöz yazdı. “Hayatın kocamanı güzeldir” başlıklı yazıda ise Aksu, şu satırları kaleme aldı: “Ne kadar şanslı olduğunuzu biliyor musunuz? Ve küçük bedenlerinize rağmen her şeyi değiştirebilecek ve yapabilecek bir güçle dünyaya geldiğinizi? ‘Ben daha çocuğum’ diyenleriniz vardır belki. Oysa her şeyi değiştirebilecek bir güç var içinizde, yeter ki buna inanın.”

Sezen Aksu’dan Darüşşafaka yararına konser

TİM Maslak Show Center’da 3 Aralık Çarşamba akşamı gerçekleşecek konserde, Sezen Aksu ve orkestrası hiçbir ücret talep etmeden sahne alacak.
Sezen Aksu, Darüşşafakalı çocuklar yararına konser verecek. Konserin tüm geliri Darüşşafaka Cemiyeti’nin “Eğitimle Değişen Yaşam” misyonunu desteklemek için bağışlanacak. Biletlerin 50 ve 150 YTL’den satışa sunulduğu konserde 400 kişilik bir bölüm özel olarak 300 YTL taban fiyattan açık artırmaya çıkarılacak.
Garanti Bankasının ana sponsoru olduğu projeyi, reklam ajansı TBWA, prodüksiyon şirketi Artı 3 ve Biletix gönüllü destekliyor.
Darüşşafaka’da 2008-2009 eğitim-öğretim yılında toplam 830 öğrenci eğitim alıyor. Babası hayatta olmayan ve olanakları yetersiz ilköğretim üçüncü sınıf öğrencileri arasında yapılan sınavla öğrenci kabul eden Darüşşafaka Eğitim Kurumları, öğrencilere iyi bir öğrenim vermenin yanı sıra onları hayata hazırlamak ve kültürel yönden zengin kılmak amacıyla sosyal etkinliklere de önem veriyor. Dördüncü sınıfta Darüşşafaka ailesine katılan çocuklar, üniversiteyi bitirip yetişkin birey olana kadar Darüşşafaka tarafından destekleniyor.

30 Kasım 2008

SEZENinCİLER 25

Uzun yıllardır SEZENinCİLER'in marka sahibi ve Gülşen'le "KADERİM" şarkısına düet yapan ve iyi bir çıkış yakalayan Serhan Sokulgan, Sezen için yapılan partide yine DJ kabininde!

Sizlerden gelen yoğun istek üzerine SEZENinCİLER bu sefer bayram haftası 12 Aralık Cuma günü 22.00'da! Özel kayıtların ve özel dakikaların yaşandığı SEZENinCİLER her defasında çok başka geçiyor...

Kiraz Mevsimi, Kaçak, Lale Devri, Hayatta Başarılar Diliyorum, Kibir, Erguvan, Söz, Yasak Elma, Mış Gibi, Sandık Lekesi, Çok Ayıp, Rahatı Kaçan Ağaç, Çakkıdı, Gönülden Gönüle, Aramıza Yollar, Hayat Beklemez... ve daha bir çok özel şarkıyla buluşmak ve Sezen'ce aynı duyguyla hep beraber eğlenmek isteyenlerle bu gece yine beraberiz...

Yine özel kayıtların çalınacağı gecede Sezen afişleri ve sürprizler sizi bekliyor!

Yer: Stüdio Live Junior
Tarih-Saat: 12 Aralık 2009 Cuma 22:00
Adres: Atıf Yılmaz Cad. No: 17/A Beyoğlu
Giriş: 15 YTL

12 yıldır Onno'nun kirasını ödüyor

Sezen Aksu, stüdyosunu 12 yıl önce kaybettiği büyük aşkı Onno Tunç'un evine taşıdı. Aksu o tarihten beri Tunç'un ev kirasını ödüyormuş ..
Yıllar önce Onno Tunç ile büyük aşk yaşayan Sezen Aksu, Kanlıca'daki stüdyosunu, Onno Tunç'un Levent'te oturduğu eve taşıdı. 1996 yılında kendi kullandığı uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybeden Onno Tunç'un o tarihten beri ev kirasını ödeyen Aksu, dostlarına "Biz orada çok şarkı yazdık. Bundan sonra şarkılarımda, Onno'nun hisleri de olacak" diyor. Yeni albümünü burada hazırlayan Sezen Aksu, Onno Tunç'un ruhunun da kendisini yalnız bırakmadığına inanıyor. Aksu, son albümüne Onno Tunç için yazdığı 'Yol Arkadaşım' şarkısını koymuştu.

Sabah - Günaydın

29 Kasım 2008

"Hayatın Kocamanı Güzeldir"

Sevgili Çocuklar,
Ne kadar şanslı olduğunuzu biliyor musunuz? Ve küçük bedenlerinize rağmen herşeyi değiştirebilecek ve yapabilecek bir güçle dünyaya geldiğinizi?
“Ben daha çocuğum” diyenleriniz vardır belki. Oysa herşeyi değiştirebilecek bir güç var içinizde, yeter ki buna inanın.
Çocuk olmanın güzelliğini ve gücünü keşke çocukken bilebilse insan. Siz belki farkında değilsiniz ama insan yaşamının en değerli dönemi çocukluk yılları. Sakın bir an önce büyümeye özenmeyin, tadını çıkarın arkadaşlarınızın, oyunların ve kitaplarınızın... Özellikle kitaplarınızın...
Şu anda elinizde bu kitabı tuttuğunuza göre, en azından işin bu kısmını başarmışsınız demektir.
Bilmediğimiz ve aslında bilmemiz gereken kocaman bir dünyanın kapılarını açar kitaplar bize. Başka insanları tanırız, başka çocukları, başka ülkeleri, hayvanları, doğayı, evreni... Ne kadar çok bilirsek, kitaplardaki ve çevremizdeki hayatlar üzerine ne kadar düşünürsek, kendimizi başkalarının yerine koyar ve ne kadar çok hayal kurarsak, bizimle beraber hayatlarımız da o kadar büyür.
Peki, insanın hayatının büyük olması ne demektir biliyor musunuz?
Kocaman bir hayatımız olduğunda bizden başkalarının da olduğunu anlarız bu dünya üzerinde. Mutluluklarımızın, sevinçlerimizin, bizi endişelendiren, hatta bazen üzen şeylerin sadece bizim başımıza gelmediğini, doğal olduğunu ve bizden farklı görünen insanların da aslında bizim gibi hissedebileceğini farkederiz. Başka dilde konuşan, başka dinden olan, başka türlü düşünen, bizimkinden farklı bir ailesi olan ya da bizim hiç bilmediğimiz şeyler söyleyen birini anlayabiliriz. Biliriz ki o da bizim gibi bir insan.
İşte o zaman herkesi sevebiliriz. Herkesin eşit olduğunu ve bizim neye hakkımız varsa, aynı şeylerin başkalarının da hakkı olduğunu; onların da bizim ihtiyaç duyduğumuz şeylere ihtiyaç duyduğunu anlarız. Çünkü her insanın hakkıdır mutlu ve özgür olmak, hepimizin sahip olduklarına sahip olmak.
Hakkımız olmayan tek şey eşit olduğumuzu unutarak başkasının hakkına zarar vermektir.
Büyürken bunları öğrenerek ve bilerek büyürse insan, gerçekten o zaman herşeyi değiştirebilir. Bütün dünyadaki insanlar büyük bir aile gibi kardeşlik ve barış içinde yaşayabilir. Bütün çocukların herkesin mutlu olduğu kocaman bir dünya yaratabilme gücü vardır.
Lütfen çocuklar, hayatınızı farklı farklı insanlarla ve fikirlerle büyütün.
Büyük hayata çok şey sığdırır insan. Unutmayın, hayatın kocamanı güzeldir...

Sezen Aksu
Herkes Özgür Doğar-Resimlerle İnsan Hakları Beyannamesi'nden.

26 Kasım 2008

13 ünlü sesten kadına şiddete son!

Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nazan Öncel, Aynur, Zuhal Olcay, Aylin Aslım, Şebnem Ferah, Şevval Sam gibi 13 ünlü kadın şarkıcı, seslerini “Dünya Kadına Yönelik Şiddete Son” günü için hazırlanan “Güldünya Şarkıları” adlı albüm için birleştirdi.
Türkiye’nin güçlü kadın sesleri, Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı için bir araya geldi. Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nazan Öncel, Emel Müftüoğlu, Aynur, Zuhal Olcay, Aylin Aslım, Nilüfer, Şebnem Ferah, Şevval Sam, Rojin, Ayten Alpman ve Funda Arar her biri farklı bir kadın duyarlılığını anlatan, üçü yeni 14 şarkı söyledi.
Albümün sürprizi ise; 80’li yılların ortalarından itibaren kadın mücadelesinin marşı haline gelen “Kadınlar Vardır” adlı marşın, albüme katkıda bulunan sanatçıların bir kısmı tarafından koro halinde söylenmesi.

Hürriyet Gazetesi’nin beş yıl önce temellerini attığı Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası, geçen yıl kurulan Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’nın desteğiyle güçlenerek sürüyor. Bu albüm de, bir yıl önce İstanbul Valiliği’nin desteğiyle kurulan Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’nın daha çok kadına ulaşabilmesi için yapıldı. Albümün geliri tamamen bu hatta aktarılacak.

Albümün adı “Güldünya Şarkıları”. Çünkü, gencecik yaşında aile içi şiddete kurban edilen Güldünya Tören, bugün Türkiye’de kadına yönelik şiddetin bir sembolü oldu. Bütün suçu, ailesinin istemediği biriyle birlikte olmaktı. Güldünya’nın ve İstanbul’da sokak ortasında kurşunlandı. Ölmedi, hastanede yoğun bakımda hayat mücadelesi verirken, “işi yarım bıraktıklarını düşünen” iki ağabeyi, ellerini kollarını sallaya sallaya içeri girdiler ve “işi” bitirdiler. Onu sevip sarıp kollaması beklenen ailesi, zaten ölüm fermanını çıkarmıştı, yaşadığı köy, suçluları suça iterek ve saklayarak bu büyük günaha ortak olmuştu.

‘Dünya Kadına Yönelik Şiddete Son’ gününde piyasaya çıkan, danışmanlığını Naim Dilmener ve Hülya Demir’in yaptığı albüm için ünlü sanatçı Sezen Aksu, bir şarkı verip Aylin Aslım’ın Güldünya için yazdığı şarkıyı seslendirmenin yanı sıra, bir de yazı yazdı. CD kitapçığında yer alan yazısında şiddetle mücadele için herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini belirten Aksu, “Kimi zaman ekonomik, sosyal ya da ruhsal bir eksiklik duygusuyla gücün ispatına girişilen, esip geçilen, dahası tahakküme varan bu otoritenin kültürel değerler dahilinde kabul gördüğü; kimi zaman da koşulsuz sevginin sonuna dek sömürülebildiği, kırılan kolun yen içinde bırakılması dayatılagelmiş bir yer olduğu için, kaynağına yakın yerde kaynar şeytanına uyanların kazanı. Hele kaynak aile içindeyse, ki çoğunu bilmediğimizden eminim, korunmasızlık kimbilir kaça katlanır. Sığınılacak tek adresten kaçıp gitmeyi isteyen, sosyal bir varlık olmasına karşın aidiyetsizlik batağında kaybolan ne çok insan vardır kimbilir. Görünen o ki, insan özünde pusuda bekleyen bu enerji doğru bir formül ile yönetilmediği, yönlendirilmediği ve türlü şekillerde beslendiği sürece, çocuklarımızın potansiyel birer şiddet uygulayıcısına, kendimizin de birer şiddet mağduruna dönüşmesi işten değil” dedi.
Albüm için Aksu’nun seslendirdiği, söz ve müziği Aylin Aslım’a ait “Güldünya” adlı şarkıyı Mithat Can Özer düzenledi. Şarkı, Sezen Aksu’nun sesinden, töre cinayetlerinin tamamen yok olması için atılmış bir çığlık. Albümün ikinci parçası “Kadın Dediğin”, Ajda Pekkan tarafından yorumlandı. Bu albüm için Şehrazat tarafından özel olarak yaratılan şarkı, “Kapı açık, arkanı dön ve çık” nakaratından tam otuz yıl sonra, bir kere daha kadınlara, isterlerse “taşın suyunu” dahi sıkabileceklerini hatırlatıyor. şarkının düzenlemesi Volga Tamöz’e ait.

Nazan Öncel, Güldünya’ya, “Leyla”sını hediye etti. “Bir işçinin kızı Leyla”nın ‘hikayesi’ ve müziği Nazan Öncel’e ait. Düzenleme Rock dünyasının önemli isimlerinden Hakan Kurşun’a ait.
Popüler müziğimizin “kadından yana” ilk şarkılarından olan “Adım Kadın” ise Emel Müftüoğlu’nun sesinden Bora Ayanoğlu’na, “İyi ki yazdım” duygusu yaşatacak şekilde seslendirildi. Düzenleme Sinan Akçıl’a ait.

Sesiyle ve yorumuyla özel bir isim olan Aynur, Güldünya’ya, gün ışığına çıkardığı bir anonim Kürt ezgisiyle, “Qumrike/Kumrucuk” ile katıldı. Şarkının düzenlemesi, Cemil Koçgün ve Yılmaz Yeşilyurt’a ait.
Bir diğer Kürt şarkıcı Rojin, Güldünya için, Şebnem Ferah’ın “Sil Baştan” adlı, artık klasikleşmiş şarkısını kendine özgü üslubuyla yorumladı. Birçok kadına “yeni bir başlangıç yapma” konusunda umut aşılayan şarkının düzenlemesini Ali Haydar Başak yaptı.

Şebnem Ferah, Sezen Aksu’nun sözlerini Meral Okay, müziğini ise Uzay Heparı ile birlikte yazdığı “Masum Değiliz”i yorumladı.

Söz ve müziğini Nilüfer’in yaptığı “Karar Verdim” adlı şarkıyı ise Aylin Aslım seslendirdi. Düzenlemenin altında ise üç imza var: Safa Hendem, Mehmet Ünal ve Aylin Aslım.
Nilüfer, Güldünya için, bir Ajda Pekkan klasiğine, “Sana ne Kime ne”ye yeniden hayat verdi. Sözlerini Ülkü Aker’in yazdığı şarkının düzenlemesi Gürsel Çelik’e ait.

Ömrü boyunca kadınlar için kalem oynatmış bir ismin, Fikret Şeneş’in kaleminden çıkan “Ve Tanrı Aşkı Yarattı”yı Ayten Alpman seslendiriyor. Düzenlemeler Sadun Ersönmez’in.

Şevval Sam, Güldünya için çıkınından yepyeni bir şarkısını, “Kibritçi Kız”ı çıkardı. Düzenlemenin altında da Aytekin Ataş ile birlikte Sam’ın imzası var.
Zuhal Olcay’ın Güldünya için seslendirdiği “Neyse”, daha önce Funda Arar’ın sesinden dinlediğimiz bir şarkı. Sözleri Burcu Tatlıses’e, müziği Febyo Taşel’e ait. Düzenleme Gürol Ağırbaş’a ait.

Onno Tunç ve Zuhal Olcay tarafından, bir film için özel olarak yazılmış “Dünden Sonra Yarından Önce”yi Funda Arar seslendiriyor. Düzenleme Funda Arar’ı çok iyi tanıyan bir müzisyene, Febyo Taşel’e ait.

Ve Nazan Öncel, Aylin Aslım, Aynur, Nilüfer, Zuhal Olcay, Sezen Aksu ve Rojin tarafından seslendirilen koro şarkısı, “Kadınlar Vardır...” Avukat Filiz Kerestecioğlu’nun hayatın-mücadelenin içinden çıkmış şarkısı, genç kuşağın en yetkin müzisyenlerinden Hacı Mustafa Ceceli’nin yaptığı düzenlemeyle artık daha çok kadının diline düşecek bir marş. Kadın marşı. Türkiye’de feminizmin henüz esamisi okunmaz ve sadece bir grup kadın bir araya gelip birçok şeyi sorgularken bir Asliye Hukuk hakimi, şiddet gören bir kadının boşanma davasını reddetti ve karara şöyle yazdırdı: “Küze susuz ev sözsüz olmaz derler. Kadının karnını sıpasız sırtını sopasız bırakmamak gerek!”

Kadınlar Vardır’ın besteci ve söz yazarı Avukat Filiz Kerestecioğlu, şöyle anlatıyor o günleri: “Bu karar, Dayağa Karşı Dayanışma Kampanya’sını ateşleyen öğelerden biri oldu. İnanılmaz heyecanlı toplantılar yapıyorduk ve bu atmosfer içinde doğdu şarkı. Ben, bir toplantıya ’Bir şarkı yaptım’ diyerek gittim ve ilk olarak o toplantıda söyledim. Sonra aynı heyecanla, İstanbul Yoğurtçu Parkı’nda 17 Mayıs 1987’de yapılan Dayağa Karşı Yürüyüş’te hep birlikte söyledik.”

İşte o marş, Güldünya Şarkıları albümünün, ünlü sanatçılar tarafından söylenen açılış parçası artık:
“Susmamız oturmamız/ Hep boyun eğmemiz/ Hayatı seyretmemiz/ İstendi bugüne dek/ Suskunduk ve bekledik/ Yaşandı seyrettik/ Sonunda yeter dedik/ Bir daha susmayana dek/ Kadınlar vardır/ kadınlar her yerde.”
Albümün müzik danışmanı Naim Dilmener, “kadın sanatçıların kadınlar için söylediği” bu albüm için kapıları çalınan kadın sanatçıların tamamının, samimiyetle “evet” dediklerini ve bu içtenliğin albümün müzikal yapısına da yansıdığını söylüyor. “Her şarkının farklı zamanlarda, farklı stüdyolarda ve farklı müzisyenlerle yapılıyor olması genellikle bu tür albümlerde çok başlılık ve kalite sorunu yaratır. Projeye katılan kadın sanatçıların bu işi çok ciddiye alarak yapması ve gerçekten gönüllerini birleştirmesi müzikal kaliteyi yukarı taşıdı. Güldünya Şarkıları albümünde bu sosyal faydanın yanı sıra sanatsal kalite de çok yükseldi”.
Aile içinde kötü muamele ve şiddete maruz kalan kadınlara, yasal, psikolojik ve tıbbi destek sağlamak amacıyla 15 Ekim 2007’de kurulan ve 7 gün 24 saat hizmet veren Acil Yardım Hattı’na bir yıl içinde 11 bine yakın arama yapıldı. Bu aramaların sonucunda 2563 mağdura yardım edildi. Kurulduğu günden bu yana Türkiye’den ve yurtdışından binlerce telefon alan Acil Yardım Hattı’nın 2009 yılında 81 ilde aktif olması hedefleniyor.

Acil Yardım Hattı için özel olarak düzenlenmiş bir teknik donanıma sahip olan hatta, telefonlara sadece uzman psikologlar cevap veriyor. Ayrıca İstanbul Barosu’na kayıtlı bir avukat da hukuki danışmanlık için hattın başında hazır bulunuyor. Arayan kişilerin bilgileri gizli tutuluyor. Ancak polisin müdahale etmesini gerektiren riskli durumlarda psikologlar ilgili bölgedeki projeyi destekleyen emniyet birimini haberdar ediyor.

06 Kasım 2008

Kaygılı durumdayız herkes konuşmalı

Sezen Aksu, Ankara'daki konserinde Türkiye'nin son dönemdeki ekonomik kriz ve terör konusuna dikkati çekerek anlamlı bir konuşma yaptı.
Ünlü sanatçı Sezen Aksu’nun Ankara’daki konseri, sanatçının farklı bir konuşmasına sahne oldu. Her konserinin açılış konuşmasını esprilerle süsleyerek dinleyicilerine bir stand-up şovu yapan Aksu, bu kez daha ciddi bir konuşma yaptı. Türkiye'nin son dönemdeki durumundan kaygı duyduğunu dile getiren ve "İnsanlar mutsuzken, ben mutlu olamam" dedi. Aksu ayrıca dinleyicilerinden yaşananlara karşı sessiz kalmamalarını rica etti.
Konserine hala dillerden düşmeyen eski şarkılarıyla başlayan Sezen Aksu, “Ben tek başıma ne yapabilirim diye düşünüyorum. Bir insanın bireysel öz gücünün farkına vardığı andan itibaren yapabileceklerini düşünüyorum. Kapımızın önünü süpürürsek, hepimiz şöyle ucundan kıyısından tutarsak, inanıyorum ki çok daha güzel şarkılar paylaşacağız. Geceleri çok daha rahat uyuyacağız. İçimiz kanamayacak hiç durmadan. Olacak, sessiz kalmamanızı bilhassa rica ediyorum.
Sezen Aksu’nun Anadolu Gösteri Merkezi’ndeki konserini izlemeye gelen 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve eşi Semra Sezer, ünlü sanatçıyı kuliste ziyaret etti.

Sezen Aksu | Viyana

09 Ekim 2008

Sezen Aksu / Time Out Ekim 2008

Time Out'un 40. yıl özel sayısında Türkiye'den de kahramanlarımız var; bunlardan biri tabi ki Sezen Aksu. Kendisiyle yaratıcılığından bu kadar sevilen ve sayılan bir isim olmanın handikaplarına kadar pek çok şey konuştuk...

Türkiye’nin en sevilen kadını olmakla nasıl başa çıkıyorsunuz? Bazen anonim olmayı özlüyor musunuz?

Aslında kendimi ya da yarattığım söylenen etkiyi ciddiye almıyorum. “Teksin”, “yegânesin”, “kraliçesin” gibi sözlere kapılırsa insan, arızalanabilir. Yakın çevremde ve özellikle ailemde bana haddimi bildirebilecek insanlar olduğu için kendimi şanslı hissediyorum. Onlar sayesinde gerçekle bağlantımı koparmadan, bunlara fazla kafa yormadan üretime odaklamış durumdayım kendimi.Anonim olmayı istiyorum dersem, haksızlık etmiş olurum. Bizim işimizi yapan insanlar, önlenemez bir fark edilme dürtüsü ile yola çıkıyor zaten. Sonradan b
unun olası ağır bedellerini ödemek paketin bir parçası. “Hediyesini alayım, kutusunu atayım” demek adil gelmiyor.

Herkes sizinle çalışmak için ölüp bitiyor, kapınıza kamp falan kuruyorlar. Siz birlikte çalıştıklarınızı, destek verdiklerinizi nasıl seçiyorsunuz. Yetenek mi, ışık mı, sebat mı, sevilesi olmak mı?

Kapısında kamp kurma sözü gerçekten dışarıdan bakan gözlerin yarattığı bir fantezi benim nazarımda, çünkü ben henüz kapımda yatan birileri ile hiç karşılaşmadım. Hatta ben bu konuda fazlasıyla kolay ilişki kurulan biriyim. Ki bunu doğrulayan eleştirilerle de çok karşılaşıyorum, daha seçici olmam konusunda... Esas fikrim şudur, şarkı söylemek, yazmak bir araç sadece benim için. Aslolan hayatı daha anlamlı ve daha katlanılabilir kılabilmek. Ama bu karşılaşmaların içinde kendi öz gücü ile derin etkiler yaratanlar, Tanrı’nın yetenek hediyesi ile dünyaya gönderdikleri zaten. Onların farklılaşması, daha çok parlaması bu öz kaynaktan kendiliğinden gelişiyor. Ben herkesin şarkı söylemesini isterim, herkese şarkı verebilirim. Değerlerini tayin edemem , tayin etmek de istemem. Bunlar suyun akışına bırakılması gereken tarafı işin...

Yaratıcılığınızı neler besliyor?

Birincisi, ‘bilmediğimiz bilgi’ ile alakalı... Dolayısı ile adres göstermem mümkün değil. Ama benim bildiğim kadarı ile, yüzde 7’sini kullanabildiğimiz ve dolayısı ile pek de güvenilir bulmadığım beyin denilen mekanizma ile vardığım so
nuç, en hakiki beslenme alanı hayatın bir bütün olarak kendisi.

Ruh halinize göre şarkı yazıp daha sonra dinlemeye bile tahammül edemediğiniz oluyor mu?

Genellikle bir şarkıyı bitirdikten sonra onunla ilişkim de kendiliğinden bitiyor. Albüm aşaması profesyonel sürecin devreye girdiği daha teknik bir çalışma sistematiği gerektiriyor. Bir tür, ‘sorumlulukla bezenmiş zorunluluk hali’ de diyebiliriz. Mümkün olmadığını biliyorum ama bir şarkıyı yaptığım anda bir kere söyleyip boşluğa salmayı ve hemen yeni bir şarkıya başlamayı isterdim doğrusu. Zaten şarkı yazmak da tuhaf bir iş... Çoğu kez şarkıyı yazarken, bir dış göz olarak kendimi izlerken yakalıyorum. Biraz önce sözünü ettiğim ‘bilmediğimiz bilgi’ ile ilgili olsa gerek. Ama şarkıyı söylerken gerçekten samimi olabildiğimde –ki bu her zaman mümkün değil doğası gereği – eliniz ateşe değdiğinde nasıl ki canınız yanar, çığlık atarsınız, o kadar gerçek ve ortak bir sesi çıkarıyormuşum duygusu taşırım.

Şarkılarınızın sözleri alışılmışın çok dışında. Meselâ “Sen o alacası içinde fesatla, hangi günü gün edicen? Ah o kaditin üstüne, bir de atlas yorgan sericen” satırını yazarken nereden ilham aldığınızı çok merak ediyorum!

Ben bir Egeliyim; Anadolu’nun her yerine hakim çok kültürlülükten en çok nasibi alan coğrafya yani... Muhtemelen yaşamsal gözlem kayıtlarımdan günü, anı geldiğinde, belki de bir küçük çağrışımla, ama gerçek yaşamda tamamen karşılığı olan bir insanlık halinin kendiliğinden dökülüvermesidir... Yaratım anı gerçek ise, bir plan program söz konusu olamaz. Planlı programlı yaptığınız şarkıların, ki öyle şarkılarım da var, birer kurgu olduğunu hissetmeyecek hiçbir kalp yoktur. Kısa bir süre sevip eğlenebilirsiniz, ama içinize almazsınız.

Yeni şark
ılarınız da çok seviliyor ama ‘Geri Dön’, ‘Sen Ağlama’gibi klasikleri siz söylemeseniz bile seyirci mutlaka istiyor. Yıllardır aynı şarkıları söylemekten sıkıldığınız oluyor mu?

Bazen olur... Çok da normaldir bu. Ama genelde birlikte şarkı söylemek, o şarkıları paylaşmak, birbirini hiç tanımayan insanların hiç bir dayatma olmadan o şarkılarla ‘bir’lik içinde duygudan duyguya savrulması bıkılacak birşey olamaz. Çünkü bu, bu zor dünyada her defasında ümidin yeniden tazelenmesi demek benim için. Çünkü ben hayata katlanabilmek için ümit etmekten başka bir çare olmadığına inanıyorum.

Eskiden daha duygusal ve kişisel şarkılar yazarken, bugünküler daha neşeli ve daha toplumsal konulara değiniyorsunuz. Bu değişim nasıl oldu?

“Değişmeyen tekşey değişimdir”. Burada bu bilindik sözün tam yeri sanırım. Bir de tabii, benim durmadan kendimle haşır neşir olacak ne hevesim ne de vaktim var. Hayatı olduğu gibi olgunluk ile karşılamaya ve yolun beni getirdiği noktada birikenleri dökmeye ancak yetişebiliyorum. Hayata değer katabildiğimde, anlam üretebildiğimde mutluyum, iyiyim.
İnsanlar aşık olduklarında, acı çektiklerinde genelde ‘Sezen Aksu’88’ dinliyor, siz ne yapıyorsunuz?

Ben ne yaptığımı bilmiyorum!

Geçmişin tortularını nasıl temizlersiniz?

Temizleyemiyorum ! Temizleyeni de anlından öperim!

Ünlül
er tanınmamak için siyah gözlüklerle dolaşır, sizin ise alamet-i farikanız dudaklarınız. Nasıl gizleniyorsunuz?

Dudaklarımı büzüp incelterek! Fakat bir süre sonra adalelerim yorulduğundan, fena halde yakalanıyorum. Böyle bir küçük anım var. Hasankeyf’in tepesine bu yöntemle tek başıma çıkıp, inerken yorulup dudaklarımı salınca, 3 bin kişi ile indim... Bunların yarısından fazlası ile öpüşerek ve cep telefonu ile resim çektirerek... Ki bilirsiniz cep telefonları, masa çakmakları gibi hiçbir zaman anında çalışmaz, dolayısı ile o meşhur köftelerle gülümseme pozisyonunda minimum 30 saniye bekleyerek... Sonunda gülümsemeye benzemese de, en azından iyi niyet olduğunu anlayarak bağışladıklarını umuyorum.

Sahneye çıktığınızda muazzam bir kalabalık gözünüzün içine bakıyor ve isminizi haykırıyor. Her şey bitip de evde yalnız kaldığınızda nasıl hissediyorsunuz?

Aklı başında hiçbir insanın böyle bir şey yapmayacağını düşünüyorum. Hâlâ bana kendimi onca kalabalığın önüne attıran önüne geçilemez duygunun, ne çıkışlı olduğunu anlamaya çalışıyorum. Daha önce binlerce kere yorumlanmış, üzerine araştırmalar yapılmış kayıtlı bilgiler ve benim kendi yakaladığım bulgular var elbet. Ama nihai bir tanı koymak için hiçbiri yeterli değil. Yetişkinlikten itibaren akıl devreye girdiğinden, binlerce gerekçelendirme yapabilirsiniz. Ama bu, sizi dokuz aylıkken masanın üzerine çıkıp oynatan duyguyu açıklayamadığından, açıklayabilir yeterlilikteki uzmanların dediği ile yetinmek lazım.

Acıyı, kederi, özlemi en iyi ifade eden müzisyenlerden birisiniz. Acıyla, kayıpla ilişkiniz nasıl? Artık eskisi kadar acımıyor mu, güçlendiniz mi? İnsanlara hala eskisi kadar güvenebiliyor musunuz?

Bu ‘hayatı çakma’ ile ilgili bir şey. Ne kadar kalın kafalı olursanız olun, hayat kendini öğretir size. Duygular değil, katlanma biçimi değişime uğruyor; iyi kötü olgunlaşıyorsunuz. Yegâne olmadığınızı farkettikçe, yükünüzü hem kendiniz hem başkaları için hafifletmeyi öğreniyorsunuz. Benim çözümüm açık ve net:

Hayat zorlaşınca, çıkmaz sokaklarda soluksuz kalınca Azalınca mânâdan, seyyar sevdalarda parçalanınca Dert bitmeyince, bildiğin çektiğine yetmeyince Düşmanında kendini yakalayınca, bi daha kin gütmeyince O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz...

Güven konusuna gelince, eskiden pembe balonumun patlamaması için görmezden, duymazdan gelirdim. Şimdi patlamasına katlanabiliyorum...

Artık CD’ler de yavaş yavaş tarih olacak gibi, bazı müzisyenler albümlerini yalnızca internetten yayınlamaya başladı bile. Sizin iPod’unuz var mı? Mp3 teknolojisiyle aranız nasıl? Şu ara en çok hangi şarkıları dinliyorsunuz?

Müzik bitmeyeceğine göre, her çağın gerekliliğine uygun teknik donanımın gelişmesi olağan. Teknoloji ile çok sıkı fıkı bir ilişkim yoksa da, olması gerektiği kadar var. Esas olarak ben şarkımı söylemeye devam ederim. Sistem her halükarda kitlelere ulaştırmanın bir yolunu bulur. Geçiş dönemlerindeki doğal sarsıntılar bunlar. Dinlediğim şarkılara gelince, ben bir Bocelli sapığıyım, o kadar ki oğlum, “Yeter anne, doğduğumdan beri bu sesi duyuyorum ve babam zannediyorum” diyor.
Müzik piyasasında hem tapılan hem de çekinilen bir yere sahipsiniz. İlişkilerinizi hisleriniz mi müzikal hedefleriniz miyönlendirir? Sizi kaybetmek kolay mı?

Tercihim, beni hislerimin yönlendirmesidir çoğunlukla; neredeyse tamamıyla... Aklımın yönlendirmesine izin verip de çuvallamadığım tek bir şey yok. Beni kaybetmek neredeyse imkânsız. Annemin tabiri ile, ben bir yapışkanım. Çok ekstrem durumlar dışında, bir ilişkiyi sonlandıracak güçte bir gerekçe olmadığına inanıyorum. Kimi isterseniz koyun teraziye, aşağı yukarı aynı tartar.

Bizde olduğu kadar dünyanın pek çok yerinde mesela İngiltere’de de tanınıyorsunuz. Yurtdışındaki seyircilerle ve müzik dünyasıyla ilişkiniz nasıl?

Ben bunlarla çok fazla ilgilenemiyorum. Temel derdim, kendim de dahil, insanın bu dünyadaki büyük yalnızlığına verebildiğim kadar el vermek.

Daha gerçekleştiremediğiniz bir hayaliniz var mı?

O kadar çocuksu ve ütopik ki söylemeye utanıyorum, geçelim !

İstanbul şarkılarınızda çok önemli bir figür. En çok nelerini, neresini seviyorsunuz?

Her şeyini, ama Kastamonu’da otursaydım muhtemelen Kastamonu için de şarkı yazardım. Her yerin ayrı bir ruhu vardır. Zaten Türkiye, özellikle Anadolu, yaz yaz bitmez.

Bizim İstanbul kahramanlarımızdan biri sizsiniz. Sizinkiler kim?

Arada birini unuturum munuturum. Alınan olur, gücenen olur. Ben zannedildiği kadar açık sözlü biri değilim. Bunu da geçelim ...

Size göre son 40 yılda müzik alanında olan en önemli şey nedir?

Eğer Türkiye için soruyorsanız telif hakları meselesinin nihayet kavranma sürecinin başlaması diyebilirim. Dünya müziği için ise internet vasıtasıyla her alanda olduğu gibi, müzikte de sınırların ortadan kalkması...

röportaj: Çimen Uzsoy
fotoğraflar: Yaşar Gaga

05 Ekim 2008

Aysel'in 30.000 şarkı sözü Sezen'e emanet

Mehtap Ar, geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan annesi Aysel Gürel'i andı.

"Orada Neler Oluyor" programına katılan Mehtap Ar, geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan annesi Aysel Gürel'i andı.
"Bu annemsiz geçen ilk bayram" diyerek gözyaşlarını tutamayan Ar, "Annem Aysel Gürel ile her cumartesi Beşiktaş Pazarı'na gider esnafla çay içer sohbet ederdik. Şimdi bunu ablam Müjde ile yaşatıyoruz. Her cumartesi pazara gidip iki çay söylüyor, iki sigara yakıyorum. Bir annem için içiyorum bir de kendim içiyorum. Sonra esnafla ağlaşmaya başlıyoruz. Ablam da yakında bu pazar sohbetlerine katılacak. Ayrıca iki günde bir ablam Müjde ile mezarlıktayız. Aysel ile uzun uzun dertleşiyoruz. Bir sigara yakıp mezarının üzerine bırakıyor ve dönüyoruz. Eve dönüp ablamla birlikte annemizin peruklarına, elbiselerine, nota kağıtlarına dokunup onları koklayıp çocuklar gibi ağlıyoruz. Buram buram Aysel kokuyorlar" dedi.
30 bin şarkıyı dağıtacağız
Mehtap Ar, Aysel Gürel'in bestelenmemiş 30 bin şarkı sözü bıraktığını, bunları kasada kilitli tuttuğunu, yakında hepsini Sezen Aksu'ya emanet edeceklerini açıkladı. Mehtap Ar "Albüm yapmaya parası yetmeyen gençler olursa Müjde, ben ve Sezen onlara bu şarkıları bedava vereceğiz. Bu annemin üçümüze vasiyetiydi" dedi.

22 Eylül 2008

Sezen'den sinyal bekleniyor

Söz yazarı ve besteciler, konserlerde şarkılarını söyleyenlerden pay istemek için Sezen Aksu'yu bekliyor. Aksu'nun tavrı hepsine örnek olacak..
Yaklaşık 10 yıl önce Kayahan, kendi şarkılarını seslendirdiği için Nilüfer'in konserlerinden daha çok pay isteyince, yılların dostlarının arasına para girmişti. Nilüfer, "Hiçbir yorumcu söz yazarlarına ve bestecilere konserlerinden pay vermezken ben veriyorum. Daha neyin zammı?" şeklinde isyan etmişti. Daha sonra Kayahan, şarkılarının Nilüfer tarafından seslendirilmemesi için açtığı davayı kazandı. Bu davayı emsal olarak gören birçok besteci ve söz yazarı, yorumcuların konserlerinden ekstra programlarından pay istemeye başladı. Pay isteyenler arasında ilk isim Şehrazat oldu.
Şehrazat, Gülben Ergen'in konserlerinden pay istemiş, Ergen ise "Vermem" demişti. Baskılar üzerine Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği Başkanı Garo Mafyan da "Telif toplamak meslek birliklerinin görevidir" açıklamasını yaptı. Gözler şimdi Sezen Aksu'da. Sezen Aksu'nun lider olarak seçilmesinin nedeni, sanatçının yaklaşık 500 şarkısının 100'e yakın yorumcu tarafından seslendirilmiş ve seslendiriliyor olması. Bir başka deyişle, en fazla yorumcu tarafından şarkıları seslendirilen isim Sezen Aksu. Aksu da Kayahan ile Şehrazat'ın yanında yer alırsa, sektördeki söz yazarı ve bestecilerin, yorumculardan konser payı istemek için ellerinin iyi güçleneceği belirtiliyor.

17 Eylül 2008

69 ünlü AIDS'e 'hayır' demek için poz verdi

1 Aralık AIDS günü için ünlü isimler kolları sıvadı. Geliri AIDS hastalarına destek olmak amacıyla Pozitif Yaşam Derneği'ne bağışlanacak takvimde, geçen sene Atilla Özdemiroğlu, Ayşegül Aldinç, Başak Köklükaya, Berksan, Billur Kalkavan, Burcu Güneş, Cem Kılıç, Demet Sağıroğlu, Derya Alabora, Ebru Akel, Hakan Yıldırım, Hale Caneroğlu, İclal Aydın, İpek Tuzcuoğlu, Lale Mansur, Merve İldeniz, Pelin Batu, Sumru Yavrucuk, Tamer Karadağlı, Tan Sağtürk, Ümit Karan, Zeynep Casalini yer almıştı. Fotoğrafçı Mehmet Turgut'un çektiği ve bu ay sonunda tamamlanacak olan takvim büyük kitabevlerinde ve gazete bayiilerinde satılacak.

Gönüllü olan ünlüler
Akasya Asıltürkmen, Ali Poyrazoğlu, Altan Erkekli, Anjelika Akbar, Aslı, Ayça İnci, Ayşegül Aldinç, Barbaros Şansal, Başak Köklükaya, Bedük, Bennu Yıldırımlar, Berrak Tüzünataç, Beste Bereket, Billur Kalkavan, Burak Hakkı, Cem Adrian, Ceyda Düvenci, Demet Sağıroğlu, Deniz Akkaya, Deniz Çakır, Deniz Seki, Deniz Türkali, Derya Baykal, Doğa Rutkay, Dolunay Soysert, Ece Uslu, Erol Evgin, Eylem Yıldız, Fatma Girik, Funda Arar, Göksel, Güler, Güneş Tulga, Güven Kıraç, Hale Soygazi, Hatice Aslan, İlker İnanoğlu, Lale Mansur, Leman Sam, Levent Yüksel, Melisa Sözen, Mercan Dede, Metin Uca, Mine Tugay, Nev, Nilgün Belgün, Okan Bayülgen, Oya Aydoğan, Oya Başar, Önder Bora, Rıza Kocaoğlu, Seda Bakan, Selma Ergeç, Seray Sever, Serkan Altunorak, Serra Yılmaz, Sezen Aksu, Sezgi Mengi, Sıla Gençoğlu, Sultana, Şebnem Özinal, Teoman, Tuna Kiremitci, Vahide Gördüm, Vildan Atasever, Yıldız Kenter, Yüksek Sadakat, Zeynep Casalini.

Sezen Aksu ve Tolstoy

Daha dünkü yazımda gerçek sanatçıların kendileri için bile zor insanlar olduklarından dem vurmuştum. Beni haklı çıkartmak istermişcesine, bir dergi, ilginç bir röportaj yayınladı.
Bir Sezen Aksu röportajı.
Sezen Aksu’yu memur sanatçılar kategorisinde değerlendirmek mümkün değil. O, kendi içinde gelgitler yaşayan ve bu yüzden en çok da kendisini yoran hakiki bir yetenek.
Zaman zaman onu dinlemekten vazgeçsem de, samimiyetinden şüphe duysam da yeteneğini görmezden gelmek olacak iş değil.
Söz konusu röportajda Aksu, çok ciddi toplumsal baskılar yaşadığını anlatıyor. Baskıya maruz kalmak için öncelikle toplumla ters düşmek gerekir. O da bunu kabul ediyor zaten. Aynı dünkü yazımda bahsettiğim gibi, toplumun genel kuralları ona uygun gelmiyor. O, kuralları sevmiyor.
Ve bu yüzden aslında en büyük acıyı o çekiyor. Bedel ödüyor. Öylesine ödüyor ki çok ciddi sağlık problemleri yaşıyor, ilaç tedavileri görüyor. Hatta intiharın eşiğine geliyor.
Normal şartlarda Sezen Aksu gibi birinin neden hayatına son vermek isteyeceğini anlamak güç. Davulun sesi uzaktan hoş geldiği için zahire aldanmak kolay.
Şöyle bir bakıldığında zengin, ünlü, çocuk sahibi olmuş ve yeteri derecede evlenip ayrılmış, başarılı bir kadın çizgisi görülüyor. Böyle birisinin mutlu olması gerekir değil mi?
Değil! Çünkü ortada böyle birisi yok. Tahminen evine dönüp odasına çekildiğinde soğuk bir yalnızlıkla cebelleşmek zorunda kalan, bu yüzden etrafında hep bir kalabalık görmek ihtiyacını duyan ama çok derinlerde, kendisiyle yüzleşmekten kaçamadığı o son noktada, o kalabalığın aslında ondan bir biçimde faydalanmak amacıyla orada olduğunu bilen bir mağdur var.
Bu bir işkence gibi geldiği için de intihara kalkışması anlaşılabilir bir psikoloji. Çok yetenekli insanların ödemesi gereken fatura işte bu. Ve onu bu korkunç sondan oğlu kurtarıyor. Yani dünyadaki karşılıksız tek sevgi.
Bu röportaj bana usta yazar Tolstoy’un intiharını hatırlattı. O ilaç içip ölmeyi denemeyecek birisiydi. O yüzden dolaylı bir yol seçmişti.
Evlendiği gün hata yaptığını anlayan ama ayrılmayan Tolstoy için tahminen karısı da çok olumlu duygular beslemiyordu. İşi inada bindirmişlerdi.
Sonunda Tolstoy seksen yaşında karısından kaçtı. Bir istasyonda ayakkabılarını çıkarttı ve saatlerce karın üzerinde çıplak ayaklarla yürüdü. Ertesi sabah zatürree olmuştu. Geri dönmedi, kimseye haber vermedi. İstasyonun bekleme salonunda bir kanepeye kıvrıldı ve ölümü bekledi. Ve ölüm randevuya geldi.
Dünya edebiyatına imzasını atmış olan ve yazdıklarının hepsi klasik olarak kabul edilen bu müthiş yazar, boşanamayacak kadar korkak mıydı? Kendisine yeni bir hayat kuramaz mıydı? Yoksa yaşadığı acıyla mı besleniyordu?
Psikiyatri, bu “acıyla beslenen sanatçılar” meselesine pek sıcak bakmıyor. Ya kabul etmek istemiyorlar çünkü bununla başa çıkamıyorlar ya da anlayamıyorlar.
Ama yaşanmış olan binlerce örnek bunu kanıtlıyor bana göre.
Bu yazıdan, Tolstoy ile Sezen Aksu’yu mukayese ettiğim sonucu falan çıkartmayın sakın. Ya da intiharı desteklediğimi...
Asla! İkisi de değil.
Ben bir ortak dürtünün altını çizmek istiyorum sadece. Normal insanların hayranlıkla izlediği ve onlar gibi olmak istedikleri yıldızların iç yüzünü göstermeye çalışıyorum.
Zaten yetenek, olmasını istediğiniz için var olmaz. Ya vardır ya da yoktur. Ama eğer varsa yandınız demektir. Pahalı bir oyuncaktır ve çoğunlukla size karşı çalışır. İmrenilerek bakılan pek çok sanatçı belki de evinde bulaşık yıkamayı tercih ederdi. Çünkü bunun aksi sürekli dünya ile çatışmak.

Sözün özü
İyi bir yanlış yapmanın her zaman bir yolu vardır.
Selin Dilmen - Türkiye

24 Ağustos 2008

Sezen’in Cano’suna ağıt

Sezen Aksu’yu sevmemek, mümkünü olan bir şey değil. Sevgili köpeğinden oldu mu biri, kim olursa olsun, onunla birlikte dertlenmekten de kendinizi alamazsınız.
Ve hiç zaman kaybetmeden nefs-i azizinize döner, Sezen’in Cano’su ile birlikte kendi Zoro’nuz için de yeniden dertlenirsiniz.
Sahibesinin yanıbaşında, sahnede, vakur ve dikkatli duruşunu (Hürriyet’teki fotoğrafta) uzun uzun seyrettim Cano’nun. Adı gibi kendi de çok güzel. (Ben Sezen’in Türkçe dağarcığını da beğenirim. Şarkı sözleri durup dururken dört dörtlük değil. Oturaklı kadınların [annelerin, büyükannelerin] çocuklarında bulunan bir haslettir.)
Üzülmemek mümkün mü? Hele hayatını, kendini neredeyse hiç sakınmadan yaşayan biri için. Ama iyi etmiş, dün akşamki konserini iptal etmemekle.
Sevdiklerinin ölümünde dişini sıkmayı marifet sayan biriyim. Zoro öldü dediklerinde, tecrübem de olmadığı için böğüre böğüre (Ne de çirkin!) ağlamıştım, unutmuyorum.
İnsan soyu olarak belli ki kedilerle, köpeklerle ortak çok uzun geçmişimiz var. Ailece Zoro sevgimizin adını koymaya, farkını anlamaya çalışırdım. Birbirinin dilinden anlama dışında, en etkili sebep, köpeğin sahibine (ve ev halkından seçtiklerine) olan karşılık beklemeyen sevgisi ve tam teslimiyetiymiş gibi gelirdi bana.
Ve hayvan olarak zekâsı, hissetme yeteneği. (Ben mesela tavuklarla da bir arada yaşadım. Yok! Memelilerin hali başkadır. Tekneyi anası yerine koymaya çalışan yavru balinayla meşgulsünüz değil mi?) Zoro, televizyon koltuğuna yerleşeyim diye beklerdi yemek ertesi, çıkıp kucağıma bir güzel yerleşmek için. Ama hastalanınca doğru Gülseren Hanım’ın kucağına. O ufacık, bu deve gibi; eğlenceli olurdu, o hallerini seyretmek.
Eski patronum ve ortağım Safa Kılıçlıoğlu sert, öfkeli, sevgisini, ilgisini belli etmekten korkan bir adamdı. İki kere hüngür hüngür ağladığını gördüm: köpeğini kaybettiği ve Yeni Sabah’ı kapattığı günlerdi.
Mübalağacı da olduğu için, ölen köpeğinin içini doldurtmuştu Safa Bey, bakınca hep onu orada göreyim diye. Evdeki odamın duvarında güzel bir «portre»si var Zoro’nun. Yirmi beş yıldır onunla yetinirim.
Selim torunumun doğduğu yıl ölmüştü Zoro. Kanserden dedi veteriner hekimler. Ama bir gün, bahçeye açılan camlı kapının önüne gelip durmuş, ön ayaklarını cama dayayıp hemen orada duran çocuk arabasındaki bebeği bir süre seyretmişti. Son günlerde eski itibarını neden kaybettiğini o bebeği orada görünce anladı gibi geldi bana.
İçimde hâlâ bir uktedir.
Ben çareyi, torunları küstürmeyi de göze alarak, «Zoro’dan sonra bu evde başka köpek istemem» inadında aradım Sezen. İnsan sevgilinin, ille de elle dokunulabilir olması gerekmediğini de zamanla öğreniyor. Bin şekle girebilir bir güzel duygu bu. Cano’ya duyduğun, o bin şeklin belki de en çocuksu, en saf, en pürüzsüz olanıdır.

Hakkı Devrim - Radikal

Cano benim 10 yıllık 'kuzum'du

Aksu'nun, "kuzum" diye sevdiği köpeğinin özel bir yere gömülmesini istediği öğrenildi.Hayvanlara düşkünlüğüyle bilinen Sezen Aksu, iki aylık yavruyken aldığı ve 10 yıldır yanından hiç ayırmadığı Cano'sunun ani ölümüyle yıkıldı. "Çakkıdı" şarkısıyla dans eden köpeğini yurtiçinde gittiği seyahatlere götüren, onunla tekne turuna dahi çıkan Sezen Aksu, "O benim 10 yıldır can dostumdu" diyerek gözyaşı döktüğü öğrenildi. Aşırı kilo nedeniyle kalp krizi geçirdiği öğrenilen Cano'nun, sadece Sezen Aksu ve çok yakın akrabalarının bildiği bildiği çok özel bir yere gömüldüğü belirtildi.
Şoförü tarafından arabada unutulduğu iddia edilen, bu yüzden aşırı sıcaktan dolayı kalp krizi geçirdiği söylenen köpeğin, aşırı kiloları nedeniyle kalp krizi geçirdiği, veteriner raporunda da "kalp krizi" yazdığı belirtildi. Ancak ölüm haberini Bodrum'da alınca hemen İstanbul'a dönen Aksu'nun, evde öfkeyle dolaşması, sinirlerinin çok bozuk olması, köpeğin arabada unutulma iddiasını güçlendiriyor. Ünlü sanatçının evinde 17 yaşında İrma adında bir kedisi bulunuyor.
Hayvanlara aşırı düşkün olan ve hayvan hakları konusunda birçok yardım derneklerine de destek veren Sezen Aksu, bu konuda kendi resmi internet sitesinde şu satırlara yer vermişti:
"İnsanoğlu artık bu dünya üzerinde yaşama hakkının sadece kendisine ait olmadığının farkına varmalı. Doğa dengesini ancak, üzerinde bulundurduğu her türün yaşamını hakettiği şekilde sürdürmesiyle kaybetmez ve koruyabilir. Kendisini doğaya ve hayvanlara müdahale edecek üstünlükte gören insan ırkı, bu gücü ispatlayacağı noktayı şaşırmamalı. Hayvanlara göre daha yetkin bir tür olduğumuz iddiasına, yer küredeki tüm canlılara ‘layığınca’ yaşama şansı verildiğini gördüğüm gün ikna olacağım."

20 Ağustos 2008

Cano öldü!

Sezen Aksu evladını kaybetti...
Hani şu, `Çakkıdı` şarkısıyla sahnede
`Çakkıdı, çakkıdı` dans eden köpeği öldü.
O, harika bir `Golden Retriver`dı...
Sapsarı, uzun tüyleri vardı,
11 yaşındaydı...
Çok akıllıydı.
Kalbi aniden duruverdi...
Cano yok artık...
Sezen çok üzgün...
Yıkık...
Bitmiş, mahvolmuş durumda...
Cano`nun ani ölümüne bir anlam veremedi,
Otopsi yapılmasını istedi,
Ancak neye yarar!
Çok değer verdiği,
Oğlu Mithat Can kadar sevdiği köpeği gitti...
Sezen ile Cano 11 yıldır hiç ayrılmadı.
Sanatçı, 2005 yılının 3 Temmuz`unda
doğum gününü Çeşme`de kutlamak istemişti...
Annesi, babası, oğlu, dostları ve
Cano`su, Sheraton`a gitti.
Otel görevlileri, saygıyla karşıladı,
`Hoşgeldiniz; ancak köpeğinizi buraya alamayız.`
Sezen çok kızdı, köpürdü;
`Cano burada kalamazsa, bizim bu otelde ne işimiz var, gidiyoruz...`
Terk etti orayı...
Bir başka otele gitti,
Ve suit dairesinde, yatağının yanı başına Cano`ya yer yatağı yaptırdı.
Denize hep Cano`suyla girerdi.
Onunla oynar, konuşur, dertleşirdi...
Klibinde bile oynatmıştı.
Hiç düşündünüz mü dostlar?
Sezen ve diğerleri,
Hayvanseverler...
Neden yaşamlarını bir hayvanla paylaşır?
Cevabı basit;
Bu dünya sadece bize ait değil de ondan.
Onlar da insanlar gibi, sevgi kaynağı olarak yaratılmış.
Üstelik, hayvanlar sevgilerini karşılıksız verir.
Herkese, her isteyene...
Sezen, 22 Ağustos`taki konserini ertelemeyi düşünüyor.
Sakın yapma Sezen!
Çık ve acını on bin kişiyle paylaş...
Cano`suz ilk konser çok zor olacak ama,
Bilirsin işte...
Acılar paylaştıkça azalır...
Acını candan paylaşırım.

Bilal Özcan / Bugün

18 Ağustos 2008

Ölme, e mi Sezen Aksu!..

Çoktan seçmeli yalanlarla dolu bir ülkenin yeterince insan, yeterince hüzünlü, bir o kadar neşeli yanısınız desek yeridir. Kadrolu sokak kedileriyle aynı asfalta basmaya, aynı güneşle ısınmaya devam ediniz! Huşu içerisindeki sırlarımız, tutkularımız, körkütük aşklarımız, akademisyen edalarıyla küçümsenen, arabeskse n’olmuş şarkılarınızın tam ortasından geçer. Kulakları çınlasın ‘kanlınız’ gazetecinin dediği gibi “aşktan dibe vurup, ağlayıp zırlayan, yıkılan, mahvolan kadınlar’’; şarkılarınız sayesinde genital ıvır zıvırlarıyla matrak geçebildiler! Çünkü kadınlar için bilhassa sert iklimli bir ülkede şifalıydı şarkılarınız.
Doğrusu önermek isterim; yorulmayınız konserlerde, Latin Amerika yerlilerinin bir protesto eyleminde yaptıkları gibi ağzınızı şarkı söylüyormuşçasına sadece açıp kapayın yeter. Biz duruşunuzla şarkılarınızı dinler ve bakışınızla söyleriz, şüphesiz! Sezen Aksu ‘arsızlığı’ ya da ‘solculuğu’ diye ne yersiz bir tanımlama yapan solcu kardeşlerimize rağmen hem iflah olmaz kızıllığımla eklemek isterim bunu! Endişemiz olmasın ki öğrenecekler onlar da kulvarları karıştırmamayı. Yoksa Müzeyyen Senar dinlediğimiz için asılabiliriz hani. Yasağın sınırını kim belirleyecek?
Eh! Takdir ediniz ki siz de pek rahat durmuyor, ele avuca gelmiyorsunuz! Son olarak İzmir’deki konserinizde, ezan okunmaya başlayınca ara verip camilere güzel sesli müezzin istediğinizde, ‘sen kim ezanı yorumlamak kim?’ şeklinde ifadelerle karşılaşacağınızı tahmin etmeliydiniz! Oysa sahici içtenliğiniz nedeniyle Chiapas’da yaşasanız Zapatistlere bulaşacağınızdan eminim!
Spontan savaş karşıtı söylemleri nedeniyle neredeyse linç edilecekken, can havliyle Mehmetçik Vakfı’na çil altınlar bağışlayarak unutulmayı deneyen Bülent Ersoy’a destek atmak mı desek! Yapısal dönüşüm ucubesi nedeniyle yerlerinden edilen Sulukule sakinleri ile dokuz sekizlik buluşma mı! Nöbet tutan Türk askerleri için yazdığınız “kendini de bizi de dünyayı da affet/ama sen yine de hep hayattan bahset” ezgilerini mi! Diyarbakır’da yağmur altında onbinlerce Kürt şarkılarınızla ıslanmayı göze aldığında, kalbinizin yarısını orda bırakmanızın ne mühim bir mesele olduğunu mu desek!
Cumartesi anneleri ile buluşmanızı, meşum cinayetten sonra, taziyede Hrant Dink için sadece kızına ilettiğiniz ağıttan mı bahsetsek!
Sahte belgelerle askerden kaçmaya çalıştığı için yargılanan Serdar Ortaç Türkiye’sinde, Ahmet Kaya Kürtçe klip nedeniyle linç edilmek istenmişti hatırlarsanız. Hazır, Ceza’nın ve pek çok genç sanatçının şarkılarına ses katmışken, konserlerinizde Ermeni, Kürt, Rum çocuklara şarkı söyleme olanağı yaratmışken, sesinizden Kürtçe bir nağmeyi duyma isteği ham bir hayal olmasa gerek!
Akıl almaz bir suskunluk ve aldırış etmezlik dünyasında, vicdanlarından ancak yakalanabilir insanlar. Memlekette yaşanan dezavantajlı hikâyelere en küçük bir ses çıkarmamış, rahatsız olduğunu gösterir hiçbir şey yapmamışlara karşılık, popüler kültür cemaatinden vefalı bir duruştur sizinkisi! Yaşanan dehşete karşı vicdanınızı diri tutunuz. Hayatımızda daha üç otuzluk yeriniz var. Çok yaşayınız e mi? Perspektifiniz bozulmasın inşallah!

Nalan Temeltaş / Radikal

Sezen Aksu'dan Halk Konserleri

Sezen Aksu 2008 yılının yaz aylarını halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek halk konserleri ile uğurluyor.

Buna göre Sezen Aksu’nun katılacağı festival ve belediye konserleri şöyle:

26 Ağustos 2008 - Ayvalık (21:00)
Ayvalık Festivali kapsamında verilecek konser, Ayvalık Anfi Tiyatrosu’nda gerçekleştirilecek.

29 Ağustos 2008 – Kastamonu (21:30)
22. Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali kapsamında verilecek konser, Taşköprü Festival Alanı’nda gerçekleştirilecek.

31 Ağustos 2008 – Bursa (21:00)
Bursa Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen konser, FSM Bulvarı Çevre İl Müdürlüğü yanında meydan konseri şeklinde gerçekleştirilecek.

04 Ağustos 2008

Sezen’in Kızları Sezen’in

Efem, bikaç haftasonu önce Arkadaşlarımın Kulübü’ndeki (reklam olmasın/şımar-masınlar diye isim vermiyorum) Brooklyn Funk Essentials and Hüsnü Şenlendirici konserindeydik Elif’le 2 kişilik bir “team” olarak.
Biz akılcı hamleler ve mimari bilgimizle en ön sıralara sızdık ve de ilk başta en bilindik
en “essential” parçalarını çalıyor B.F. Essentials; böyle bizim gibin konsantrasyon yoksunluğundan müşteki ruhlar ne kadar olabilirse o kadar konsantre-dinliyoruz konseri. Hüsnü Şenlendirici’nin çaldığı her parçayı abat etmesi-harikuladeydi. Hele bi “İstanbul İstanbul olalı” çaldı ki anlatamam.
Tam arka sıramızdaki ayakta sayın seyircilerim, 6 sayısından oluşan bir kız grubu! Dans edip oynuyorlar; ama BU KADAR OLUR!
Ben kendi gençliğimize ışınlandım onları izlerken. Zira çok taşkın dans figürleri. Ancak vakti zamanında bizim döktürdüğümüz üzre hepsi “mockery” figürlerin. Yani çılgınca dans/ çılgınca figür/ arada oryantal (o bizde namevcuttu) ve fakat hepsi DALGA. SARAKAYA. HİCİV. HİCİV. Bu kadar mı neşeyle/ hayatla dalga geçme olur?
O kadar şahaneler, o kadar matraklar ki; ben sahneye arkamı dönüp (çok affedersiniz) onları izler oldum yalnızca.
Ve sizi temin ederim gözlerimden, özellikle dikkât ettim ellerimle silmekten, sağ uçlarından yaşlar boşalıyor gülmekten.
Çizgi film gibi.
Kızım geçenlerde kınadı beni Recep İvedik’e çok güldüm (hani yine gözlerden yaş meselesi) diye. “Çok kötüydü o film Anne” dedi.
Ben “Kimse beni yolumdan döndüremez. Siz-ler teenage sence of humour’larınızı kaybetmiş kişilersiniz, üzülerek” dedim mevzu kapanmadı yani. VS.
Ama Kızlar’a bakarkene bakarken’e, Şimdi Sezen “İzmir’in Kızları” diye bi şarkı patlattı ve bütün latan ve açık İzmir Kızları “Express yourself” oldular ya bu şarkı sayesinde. Döküldüler sapır bilinç deryalara denizlere.
Ben de derhal bulunduğumuz alan İzmir’in sayfiyesi olduğu için filan “Kızlar, siz İzmirli misiniz?” dedim zira biliyorsunuz antropoloji, sosyoloji ve botanikte sınır tanımam.
“Hayır Perihan hanım; biz sizin okulunuzdanız!” diye bağrıştılar.
Ben çevremi unufak ediyorum “Tanınmıyorum. Rahatım. Beni kimse tanımaz. Fotoğraflarımdan tamamen farklıyım” diye diye.
Çevrem de siniyor haklı olarak. “Peki tamam. Tanınmıyorsun. Tanımıyorlar. Tanımıyoruz” yaparak beni pışpışlıyorlar.
Bu Şahane 6 Kız; İşte benim ortaokulum, yıllar içinde Beyoğlu Anadolu Lisesi’ne
evrildi; ordanmışlar. Ama işin sırrı şurada: sonnn sırf kız mezunlarmışlar. Ben ordayken İngiliz Sırf Kız Okuluydu orası. Ve de bence ne varsa Sırf kız okulundan çıkanlar’da var. (Kestirmecilik-mesela.)
Burda; Mühim Türk-Çin Eğitim İnsanı Kerim Gürçay’ın çocukların kendi (salt) cinsinden okullarda okumasının akademik başarıyı katladığı tezine; tamamen katılıyorum.
EQ’ları düşüp “Arrested Development” (hayat boyu) vakalarına da dönüşüyorlar belirli alanlarda. Ama o “belirli” alanlar bizi ilgilendirmiyor. Kızlar kızlarla okusun ortaokulu (ve mümkünse liseyi) oğlanlar da oğlanlarla diyorum.
Neyse yeterince konservatif konserveledikten sonra, benim yıllar önce Okulumuz üstüne yazdığım (sararmış) yazıyı halen saklayan, “Biz daha çok kızız aynı sınıftan. Hep böyle kaşık gibi yaşarız”, diyen Bu İstanbul Kızları’nın ne kadar içimi açtığından/ ferahlattığından/ mutluluk basmasına uğrattığından-
Bütün bunların akabinde İzmir’in Kızları mevzuuna kıvırdım dümeni. Zira bi Ebru Çapa, bi Sezen Aksu, bi Deniz Gül. Doğru dürüst bu 3 İzmir Kızını tanıyorum ben. (Pakize Suda’yı bütün Türkiye tanımıyor. Kendisi dahil.)
Ebru Çapa için Girit’in İnsanı diye yeni bir kategori yaratırsak, elimizde Sezen Aksu’nun bir baştan öbür başa sevgiyle kucakladığı İzmirliliği kalıyor ki, ordaki gönlübolluğu içim titremeden düşünmeden edemedim.
Öylesine baskın ve baskıcı bir (kasaba) yanı da var(dır) ki İzmir’in, çok gençliğinde nerdeyse canını zor kurtararak, başka yerlere kaçmamış mı Sezenimiz? Kemalist Kasaba’nın projelendirmesinden?
Ama bir zamanlar zulmünü de muhakkak gördüğü, anne ve babasının şimdiki pamuk helva hallerini bağrına basmayı bilmesi gibi-
Müthiş bir bilgelik onunkisi. Müthiş bir affetme. Anlayarak bağışlama hali.
Yeterince uzun beklersek, yeterince sevgi ve sabırla, her şeyin en doğru, güzel ve iyiye varacağını; varması gerektiğini söylüyor/ öğretiyor bize her defasında.
Bazen beni esasında hak edilmemiş sabrıyla sabırsızlandırıyor. Hatta öfkelendiriyor. “Ama onlar sana/ bana şunu/ bunu yapmadılar mı?” Oluyorum korsan gemimden. Toplarımı doğrultuyorum.
Son CD’sinde “Ben o zaman çok neşeli bir kızdım/ Çok da yalnızdım” diye iki satırı var. Tarumar oluyorum o 2 yalın satırdan.
Çocuk Sezen’in, Gençkız Sezen’in incinebilirliği derimden içeri sızıyor, metaneti karşısında ağlamak istiyorum.
İzmir; kızlarıyla erkekleriyle birleşip, Sezen Aksu’nun bir heykelini dikse İzmir’e-az olur elbet. Ama az’la da başlanabilir.
Onu ne kadar takdir etseler şehirlerinden çıkıp dünyayı şereflendirdiği için YETMEZ. Ama başlangıç, başlangıçtır.
İzmir’in En Mühim Kızı’nı kutsamak/ kutlamak için.

Perihan Mağden - Radikal

02 Ağustos 2008

Sezen'den talk şov tadında konser

İzmir Fuar Açık Hava Tiyatrosu'nda yaz konserleri kapsamında hemşerilerinin karşısına çıkan Sezen Aksu, izleyenlere 3 saate yakın müzik ziyafeti sundu. Sezen'in, Ozan Doğulu yönetimindeki 14 kişilik yeni orkestrasıyla eski şarkılarıyla başlayan müzik yolculuğu son albümü ‘Deniz Yıldızı’ndan şarkıları seslendirmesiyle devam etti. Aksu konseri zaman zaman tek kişilik tiyatroya dönüştürdü.
Yarım saat geç başlayan konserde Aksu, hayranlarının altı kez alkışla tempo tutmasından sonra sahne aldı. Sigara yasağına uyulmadığı konserde, Aksu konserin birinci bölümüne siyah renkte göğüs ve sırt dekolteli ve yüksek topuklu ayakkabılarıyla, ikinci yarıda ise kırmızı payetli derin bacak ve göğüs dekolteli kırmızı bir renk elbiseyle şarkılarını seslendirdi. Aksu'nun bir hayli neşeli olduğu gözlerden kaçmadı. Konsere ‘Sen Ağlama’ adlı şarkıyla başlayan Aksu, Onno Tunç imzalı on şarkıyı potpori olarak ardarda seslendirdi.
Fuar Açık Hava Tiyatrosu'nda son albüm çalışmasındaki “Yol Arkadaşım” adlı şarkıyı söylemesinden sonra ezan sesini duyan sanatçı Sezen Aksu, ‘Aziz Allah’ diyerek şarkı söylemeye ara vererek ezanı dinledi. İzmir'de annesinin evinin bulunduğu sokakta cami olduğunu belirten Sezen Aksu şöyle dedi:
“Her sabah ezan dinlemeye kalkıyorum. Müezzinler enstrümansız çok anlamlı ve çok ilahi bir şey söylüyor. İyi seçmek gerekiyor müezzinleri. Ben böyle söylüyorum diye çok korkuyorum. Allah çarpar diye. Aklımıza çocukluktan beri öyle şeyler kaydolmuş ki. Ezan okuyana bir laf ediyorum diye başıma bir iş gelecek. Şahane ezan söyleyenler var. Doğrusunu, güzelini bulun getirin. Sesimizi içimize ata ata, şişe şişe patlayacağız bir gün. Herkes tepkisini bireysel olarak ortaya koymalı. Korkmuyoruz be. Korka korka öldük zaten. Yeter.”
Son albümümdeki ‘İzmir'in Kızları’ adlı şarkının ardından ‘Harmandalı’ oynayan Sezen Aksu, hemşehrilerine şu iltifatlarda bulundu:
“İzmirlim daha uyanıktır, daha zekidir, daha parlaktır, daha aydındır. İzmir kendisine ters gelen şeyleri bile anlamaktan yanadır. İzmir kaybetmekten yana değil, kazanmaktan yanadır. Hep anlamaya çalışır. İzmirli eski arkadaşlarım bilir. Annemle babam evde olmadığım zamanlar mahalle sakinlerine konser verirdim. Nişan, düğün olduğu zaman babam fenalık geçirirdi. Sahneye sızar, şarkı söylerdim adam utanç içinde kalırdı. Annem babam evde olmadığı zaman kapıları camları, ışıkları açardım. Makber'i söylerdim. Sesim parktan duyulur, evin önüne müşteriler toplanırdı.”
Konserinde Aysel Gürel'in şarkılarını da seslendiren Sezen Aksu şunları anlattı:
“Aslında kimse yeteri kadar tanımadı Aysel Gürel'i. Çünkü kendisini anlatmak, tanıtmak için en ufak bir gayreti yoktu. Hisseden hisseder diye düşünüyordu. Biri bir gün umarım Aysel'in kitabını yazar. Aysel'i derinlemesine tanıdığınız zaman bütün hayatınızı ele geçiren baskılardan, korkulardan bir çıkış bulmak için müthiş bir anahtar yakalayacağınıza eminim. O kadar farklı bir kadındı. Kimsenin gözüne girmek için bir şey yapmadı. Sadece kendi inandıklarını yaptı. Ben bir yerde onu takip ettim ama sonra tıkandım. Gözüm yemedi. Hızlı hızlı tüm dostlarım tanrının yanında toplandı. Aklıma da gelmiyor değil. Benim burada ne işim var diye kendime soruyorum.”
Sarı saçları, derin bacak yırtmaçlı kırmızı elbisesiyle konserin ikinci bölümünde sahneye çıkan Sezen Aksu'ya seyircilerden biri “Marilyn Monroe gibisin” diye seslenince taklit yapmaya başlayan Aksu şunları söyledi:
“Ananemin iki lafını unutmam. Artis ruhlu olduğum için sürekli ayna önündeydim. Şöyle derdi ‘Köy yanar, kahpe taranır.’ diğeri ise ‘Sürmeyle rastık, olur insan fıstık.’ Sen beni sabah evde görsen bütün hayallerin yıkılır. Cila var üstümde. Dünyada çirkinlik kalmadı. Bin tane teknik var. Ama önemli olan iç güzelliği. Erkeklere çok üzülüyorum. Erkekler bir araştırmaya göre 52 saniyede bir seks düşünürmüş. Bu ne demek? Başka bir şey düşünemiyorlar. Suratımda epitelyum doku bacağımda epitelyum doku. Kadınla erkeklerin farklı olduğunu anladım ama, insan bacağı görünce erkek nasıl farklı bir şey oluyor. Erkeklerde bir yaştan sonra aktivite azaldığın için ağzına da vuruyor.”
“Ümmü Gülsüm gibi oldum, artık evinize gidin, yoruldum” diyen Sezen Aksu, konserinin sonunda, “İhanette, cinayette her insan merhamette zalimdir. Bir yandan gücün suç ortaklığında bir yandan sızlar vicdan, ilahi müteakiptir. İyi günde, kötü günde birbirimize destek vereceğiz. Zor zamanları beraber atlatacağız. Gene zor zamanlardan geçiyoruz ama ben hiç umudumu kaybetmedim. Siz de kaybetmeyin”
Milliyet

25 Temmuz 2008

'İZ' bırakacak albüm

Müzik hayatının 25. yılını kutlayan Fahir Atakoğlu, geçmişte bestelediği eserlerinin yeni kayıtlarının yer aldığı yeni albümü ‘İZ’i piyasaya çıkardı.
Dünyaca ünlü besteci-piyanist Fahir Atakoğlu, müzik hayatının 25. yılını, geçmişte bestelediği eserlerin yeni kayıtlarının yer aldığı yeni bir albüm ile kutluyor. Fahir Atakoğlu’nun bugüne kadar bestelediği en güzel eserlerinin yer aldığı yeni albümü ‘İZ’de yer alan eserler Sezen Aksu, Tarkan, Nilüfer, Sertab Erener ve Levent Yüksel tarafından yeni düzenlemeleriyle yeniden yorumlandı.
Yeni albümünün kapak yazısında, “Albümler dolusu melodiler, sayısız konserlerden sonra kalbimde izi kalan bestelerimi, yıllardır birlikte müzik yaptığım ve yorumlarına hayranlık duyduğum müzisyen arkadaşlarımla birlikte yeniden seslendirdik” diyen Fahir Atakoğlu, ‘İZ’in 25 yıllık müzik yaşantısının güzel bir yansıması olduğunu belirtti.
Kirli Kedi yapım şirketi tarafından piyasa sürülen Fahir Atakoğlu’nun ‘İZ’ albümünde ‘Alaturka’ Tarkan, ‘İstanbul’ Sertab Erener, ‘Lal’ Sezen Aksu, ‘Uzağım Olma’ Nilüfer, ‘Sır’ Levent Yüksel tarafından seslendirdi. Albümde yer alan diğer eserler ise şöyle: Geze Geze, Gözyaşı, Ağır Roman, Nazım ile Piraye, İlk Aşk, Cumhuriyet, Oniki, Med Cezir, Sarı Zeybek.

17 Temmuz 2008

İzmir’in en şahane kızı

Aksu nasıl yapıyor bilinmez ama şarkıları söz ağırlıklı olmasına rağmen, müziği sözle boğmamayı biliyor. Şarkıların sadece hüzünlendirmemesi de bir başka güzelliği “Deniz Yıldızı”nın...
Kelimelerin Efendisi”ni anlatmaya çalışmak zor da olsa, buna ihtiyaç varmış gibi geliyor. Neredeyse tüm Türkiye’nin sevdiği, onunla bir paylaşımı olan, bir tanemiz, yeri değişmez, Türk müziğinin kraliçesi o. Yine Sezen işi bir albümle karşımıza çıkıyor Aksu. “Deniz Yıldızı” adlı albüm 14 şarkıdan oluşuyor. Müziğinin enerjisini fark eden herkesi gene etkilemeyi başarmış Sezen. “İlk defa bu kadar kişisel bir albüm yaptım” dese de kendisinden beklentisini çokça karşılıyor, hele de giderek zorlaşan yaşamımızda yüreklere değiyor şarkıları. Bizi her zaman bu kadar etkilemeyi başarması gerçekten de hayret verici. Her dinleyenin ve sözlerinin anlamını çıkaran kimsenin bu albümden etkilenmemesi imkansız. Aksu nasıl yapıyor bilinmez ama şarkıların sözleri çok olmasına rağmen, şarkıları sözle boğmamayı da biliyor. Ayrıca şarkıların sadece hüzünlendirmemesi de bir başka güzelliği “Deniz Yıldızı”nın. Fakat gene de şarkıların çoğu, bu toprakların kaderi gibi hüznü seslendiriyor.
“Yol Arkadaşım”la Onno’suna sesleniyor. Erkenden çekip gitti Onno Tunç. Hiçbirimiz hazır değildik onun gidişine Sezen gibi ama onun gibi etkilenmemiz mümkün değil. Sezen için ne kadar önemli olduğunu, özel paylaşımlarını unutamamasını, hâlâ ihtiyacı olduğunu haykırıyor “Son İstanbul Beyi’ne”. Tabii biz de bu yüreğe işleyen acıdan, hissiyattan payımızı alıyoruz.

Hem nalına hem mıhına
“Güvercin” diyor Hrant Dink’e. Şarkıda hepimizin şimdi ihtiyacı olan şeye çağrı yapıyor, umuda! Kaybettik biz onun ölümüyle, inancımızı yitirdik yaşama. Hrant Dink her şekilde hatırlanır ama bu kadar etkili bir şekilde, hiçbirimizin ne olduğunu unutmamasını sağlayacak biçimde değil. Kaldırımda yatışını, değerimizi yitirişimizi, ümitsizleştiğimizi, umudumuza tekrar her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu yazmış Aksu.
Albümde farklı tarzların da olması zenginliğine zenginlik katmış. Müziğe de doyulmuyor albümde, özellikle de ülkesinin seslerinden vazgeçemeyenler için. Eğlendirmeyi de unutturmuyor Aksu. “Roman Kızı” yerimizde oynatırken, “İzmir’in Kızları” ile de Türkiye’nin bu güzel şehrinin kızlarının “nasıl” olduğunu fısıldamış kulağımıza. Şarkıdaki her kelimeyi hissettirip söylemesi de Sezen’e has olsa gerek. Kızların savaştaki cesaretlerine de, cilvedeki kendilerine özel becerilerine de, bir de ailesine dokundurmadan edememiş. Şarkı sonlandığında, gözümüzde memleketini daha da özel kılıyor.
“Memet” diyor askere, içini dökmüş hepimizin duygularına tercümanlık ederek. Her gün gelen şehit cenazeleri, o görüntüler aklımızdan silinmiyor bu sözlerle. Anaların acıları sanatçıyı da etkilemiş ki “sen anacığını düşün, çok dikkat et” diyor. Bununla birlikte “Memet” şarkısını biraz farklı söylediği görülüyor. Nakaratın dışındaki sözleri söyleme tarzı bu konudaki farklı hassasiyetini gösteriyor sanki.

Anlayana...
“Tanrının Gözyaşları” albümün en etkileyici şarkılarından biri, isminden de anlaşılacağı gibi. Ülkemizin yasından bahsediyor, coğrafyamızı ölü çocuklar diye adlandırıyor. Ülke olarak bulunduğumuz noktanın düşündürücülüğünü hatırlatıyor. Bu toprakların daha iyisini hak ettiği kesin ama ne yazık ki “kanlı harita”dan bir türlü sıyrılamadığımızı dillendirmiş.“Menajer” demiş albümün bir diğer eğlenceli şarkısında. Biraz “oh oh” havası da var bu şarkıda. Gene dinleyicisinin içini fıkır fıkır ediyor oynatmayı da unutturmadan.
Bizim böyle bir albüme ihtiyacımız olmadığı bir dönem olmasa da, zamanlama şahane! Sezen Aksu’nun “Deniz Yıldızı”nda toplumsal olaylara kayıtsız kalamaması, sanatçı kimliğini daha da öne çıkarıyor. Bu memlekette yaşayan hiçbir sanatçının yorumsuz kalmamasını da “anlayana” dile getiriyor. Toplum üzerinde daha çok etkilerinin olduğunu fark etmeleri, şu anda her zamankinden daha fazla bu gereksinimi hissettiğimizin bilinmesi gerekir.
Suya sabuna dokunmayan sanatçılar bir gün unutulur ama Aksu gibiler asla! Saygı değerliğinden hiçbir şey kaybetmeden olaylara yorum getirmenin, sorunlara dikkat çekmenin var olabileceğini, yapılabileceğini gösteriyor. Bu toprakların evladı olarak böyle bir değerimiz olduğu için onunla gurur duyuyorum. Sanatçılar nadir bulunur ülkemizde ama Aksu gibi bir tane daha yok!

Bekir Başar Özer: Okan Üni., Endüstri Mühendisliği, 3. sınıf

Aksu: MESAM ve MSG birleşsin

İki telif hakkı kuruluşunun birleşmesini savunan Aksu "Yönetimdeki sanatçılar yerini profesyonellere bıraksın" dedi..
İki büyük müzik birliği MESAM ve MSG arasındaki tartışmaya, Sezen Aksu da dahil oldu. Türk müzik sektörünü uzun süredir meşgul eden olay, bazı müzisyenlerin telif haklarının adaletsiz paylaşıldığı iddiasıyla MESAM'dan (Türkiye Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği) ayrılarak, rakip dernek MSG'ye (Müzik Eseri Sahipleri Grubu) üye olmasıyla başlamıştı. Bu noktada devreye giren Sezen Aksu, Akort dergisinde yayımlanan yazısında iki grubun birleşmesi fikrini destekledi. Aksu, "Kültür Bakanlığı'nın aynı alanda faaliyet gösteren meslek birliklerinin birleşmesine yönelik kararını olumlu buluyorum" dedi.
857 şarkıyla en üretken sanatçı rekorunu elinde bulunduran Aksu ayrıca, iki grubun yönetim kurulundaki sanatçıların yerlerini profesyonel yöneticilere bıramasını önerdi. Aksu, kâr amaçlı ticari işletme mantığıyla yürütülen çalışmaların sektör için daha faydalı olacağını belirtti.

Most Açıkhava Konserleri Sezen Aksu'yla başlıyor

19. Most Açıkhava Konserleri bu yıl da Türkiye'nin ve dünyanın önemli seslerini Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda müzikseverlerle buluşturuyor.

İlk olarak 18-19-24-25 ve 26 Temmuz'da Sezen Aksu, "Sezen Denince Akla Gelen Şarkılar" başlıklı bir dizi konser verecek. Ardından 23 Temmuz'da Rebetiko, Modern Laika ve Yunan Halk Müziği dalında birçok şarkıyla ünlenen Haris Alexiou, sevilen parçalarını seslendirecek. "Olmasa Mektubun", "Telli Telli" ve "Maskeli Balo" şarkılarının müziklerinden tanıdığımız Yunanistanlı sanatçı, müzikseverlere 'Best of Alexiou' seçkisi sunacak.
Zülfü Livaneli de 30-31 Temmuz'da klasiklerinden oluşan "Özgürlük ve Sevda Şarkıları" söyleyecek. Konserlerin ağustos programında ise ilk olarak 1-2 Ağustos'ta Candan Erçetin ve 5 Ağustos'ta Balkan müziğinin önemli ismi Goran Bregoviç yer alıyor. Bregoviç, vereceği konserde bugüne kadar Dom Za Vesanje, Arizona Dream, Underground, Crna Macka gibi pek çok film müziğinden, 20'yi aşkın albümden ve son çalışması Carmen Happy End'den örnekler sunacak. Konserler, saat 21.00'de başlayacak.

14 Temmuz 2008

Serçe minik, kalbi büyük!

Sezen Aksu şarkılarından birinde “Bize menajer lazım” diye bas bas bağırıyor ve devam ediyor;
“Ne yana baksam önünde bir perde
İpin ucunda bir gökte, bir yerde
Birileri karnından konuşuyor
Konduramıyoruz yiğitlik var ya serde
Ama bize konduruyorlar
Kanımızı donduruyorlar
Veriyorlar veriyorlar gazı
Hepimizi dolduruyorlar”...
Bu dörtlüklerin ardından hep “Bize menajer lazım” diye ağıt yakıyor minik serçe...
Belli ki menajer bulamamış, bulduğunda da kafasına göre bir menajer çıkmamış.
İçine dert olmuş.
O da oturmuş, bestesini yapmış, şarkılarla derdini anlatmış...
İlginç bir şikayet yöntemi...
Gazete ilanı ile menajer arandığını gördük de...
Şarkıyla menajer arayana ilk kez tanık oluyoruz...
Acaba işe yarar mı diye düşünürken...
Doğru yolda olduğunu gördüm Sezen Aksu'nun...
Yavuz Yıldırım yıllarca televizyonculukta birlikte çalıştığım arkadaşım.
Daha sonra menajerliğe geçiş yaptı.
Ünlü yapımcı sevgili Şahin Özer ile birlikte çalışıyor şimdilerde...
Yonca Evcimik'ten tutun, Murat Başaran'a, Tuğba Ekinci'den, Pınar Aylin, Davut Güloğlu, Deniz Seki'ye kadar çok sayıda sanatçının menajerliğini yaptı.
Yavuz'un portföyünde Tarık Mengüç, Naşide Göktürk, Cüneyt Tek, Sibel, Mirkelam ve Aydan Kaya gibi isimler de var...
Geçtiğimiz günlerde aradı sevgili Yavuz.
“Abi Sezen Aksu şarkısında 'Bize menajer lazım' diye neredeyse nara atıyor. Ben varım. Biz ne güne duruyoruz. Sezen Aksu'nun menajerliğine talibim. Duyurursan sevinirim” dedi.
Zaman zaman eleştirdim Sezen Aksu'yu...
Neden eleştirilemiyor, o bir tabu mu diye...
Bu yaklaşımım onu kızdırdı, biliyorum.
Ancak sanatçılığına, sesine tek kelime edemem...
Gerçekten de hayran olduğum, sesine bayıldığım ender sanatçılardan biri...
Bunu yağcılık olsun diye yazmıyorum.
Üstelik yalısında ağırladığı gazetecilerden de değilim.

Ve kim ne derse desin, bir başka hayranlık duyduğum özelliğini daha öğrendim Sezen Aksu'nun...
Geçtiğimiz günlerde Kanyon'da eskilerin ünlü sanatçılarından biriyle karşılaştım...
Kansere yakalanmış ve yenmişti.
Tedavide saçları döktüğü için perukla dolaşıyordu.
“Bugünün sanatçıları reklam peşinde. Bazıları bana yardım ettiler hastalığım anında. Ve televizyonlara çıkıp anlattılar bağıra bağıra... Yardımın bağırtısı olur mu?. Ekranlardan ilan edilir mi” diyor ve ekliyordu;
“Bir tek Sezen Aksu'yu tek geçerim. O da yardım etti bana. Ve defalarca tembihledi. Ne olur kimseye söyleme diye... İşte Sezen Aksu'nun büyüklüğü buradan geliyor”...
Bravo Sezen Aksu'ya...
Serçe minik ama...
Kalbi ve kişiliği dağlar kadar büyük...

Bekir Hazar - Yeni Şafak

Sezen tüm bedenleri temsil eden bir ikon

Sezen Aksu'nun 'Deniz Yıldızı' isimli yeni albümündeki tarz değişikliğini albümün prodüktörü Arto Tunçboyaciyan anlattı. OK dergisine konuşan müzisyen "Bu albüm heyecanlı bir yolculuğun başlangıcı" dedi..

Her Sezen Aksu albümünde olduğu gibi 'Deniz Yıldızı' da şu anda çok konuşuluyor, olumlu ve olumsuz eleştiriler alıyor. Eleştiriler ne yönde olursa olsun başta albümün prodüktörü Arto Tunçboyaciyan olmak üzere tüm ekibin yürekleriyle, duygu dolu bir iş çıkardıkları konuşuluyor. Tunçboyaciyan, 27 yıldır ABD'de yaşıyor ve orada müzik yapıyor. Hem solo hem de grubu 'Armenian Navy Band' ile birlikte çıkardığı 10'dan fazla albümün yanı sıra birçok ünlü müzisyenin albümüne katkıda bulunan başarılı müzisyen, Kaliforniya'da "En büyük destekçim" dediği eşi Delia ile konserden konsere koşuyor.

ŞARKILAR HEP TAZEDİR
* Sezen Aksu 'Deniz Yıldızı' için "En kişisel albümüm" dedi. Siz bu albümü nasıl tarif ediyorsunuz?
Ben bu albümü, gittiği yeri bilen yaratıcı bir sanatçının yeni bir yolda çıktığı heyecanlı bir seyahatin başlangıcına benzetiyorum. Belki dinleyicilerin bir kısmına, her yenilikte olduğu gibi, bazı şeyler ters gelebilir, fakat sabrın sonu selamettir.
* 'Deniz Yıldızı' sizin müziğinizin çizgilerini taşıyor yoğun bir şekilde. Bu, bir konsept albüm müydü yoksa Sezen Aksu'nun bundan sonraki müziği bu mudur?
Ben hiçbir kapıyı kapamıyorum ve bu albümdeki çalışma çok keyifliydi. Başlattığımız bu yeniliğin yerine ulaşmasını isterim.
* Dinleyenler albümün duygu dolu ve etkileyici olduğu yolunda hemfikir. Bu şarkılardan siz de etkileniyor musunuz?
Onlar benim için şarkı değil, değerleri çok yüksek, hayatımın gerçek parçaları. Her zaman tazedir onlar.
* Sezen Aksu sizce niçin bir ikon?
Kendi bedenini terk ettiği, tüm bedenleri temsil ettiği için.
* Sezen Aksu'nun müziği yıllar içinde nasıl değişti?
Her yaratıcı sanatçıda olduğu gibi denemelerle bugünkü yerine geldi, bakalım nereye gidiyoruz...
* 'Deniz Yıldızı albümünde adınızın yanında 'Mr. Avant Garde Folk', kendi albümlerinizde de 'Avant Garde Folk Music' (Avangart Halk Müziği) sözü geçiyor. Bu müziği tanımlar mısınız?
'Avant Garde Folk Music' demek kendi özünü kaybetmeden, tecrübelerinle yarını hayal eden bir müzik demek.
* Grubunuz Armenian Navy Band'den (Ermeni Donanma Orkestrası) bahseder misiniz?
Şahsi müzik tecrübemi, dünya görüşümü ve Anadolu'nun sesini birleştiren müziği çıkarabilmek için Armenian Navy Band'i kurdum. Altı albümümüz var, üç tanesi sırada. Şu anda bir Rus filminin müzikleri için çalışmalarımız başlıyor. 15 Ağustos'ta ABD'de konserimiz var.

Röportajın devamı için tıkla

08 Temmuz 2008

Acı ile aşk ile şarkı ile büyüdü minik serçe

Sezen Aksu hiç kuşkusuz Türk popunun köşe taşlarından biri. ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş: Hafif Türk Pop Tarihi’ ve ‘Eleştirmenin Günlüğü’ kitaplarının yazarı, pop müzik eleştirmeni, DJ Naim Dilmener, Açık Görüş için ‘Sezen Aksu’nun kısa pop müzik tarihini’ yazdı.

SEZEN Aksu, her dem-her daim gündemimizde olmuş büyük, çok büyük bir yıldız. Her dem-her daim gündemimizde ama, bazı zamanlar daha da önde, en önde.
Bu aralar böyle mesela; ‘Deniz Yıldızı’ adlı albümü henüz yayınlandı ve hiç röportaj vermeyen, hatta henüz klip bile yapmayan Aksu, yazılı ve görsel basının ön sayfalarında, üst noktalarında.
Albümün hazırlık-kayıt aşamaları bile herkesin ilgisini çekmişti. Arto Tunç (Boyacıyan) ile çalıştığı duyulmuştu mesela. Albümde Hrant Dink için de (‘Güvercin’), Onno Tunç için de (‘Yol Arkadaşım’) şarkı olacağı da söyleniyordu, ‘otobiyografik okumalara açık’ (‘Menajer’) şarkıların da.
‘Deniz Yıldızı’nın çıkışı ile birlikte gördük ki, duyulanların-yazılanların hepsi doğruymuş. Evet Aksu röportaj vermiyor-kameraların karşısına çıkmıyordu ama basını da atlatmıyor-aldatmıyor, doğru bilgi veriyordu.
‘Müzik’ söz konusu olduğunda, söyledikleri-anlattıkları hep doğruydu.
Çünkü ‘müzik’, Aksu’nun biricik hayat kaynağıydı ve bütün espri kabiliyetine, bütün her şeyi ‘ti’ye alma, (başta kendisi olmak üzere) her şeyle dalga geçebilme kabiliyetine rağmen, müziği çok ciddiye alıyor, onsuz olamayacağını, onsuz olamayacağımızı söylemeye çalışıyordu.

Kafka kadar, Çehov kadar
Böyle olmasına hep böyleydi Aksu. Artık ‘baba bir star’ haline geldiği dönemlerde, artık çalıştığı-sahneye çıktığı her mekanı tıklım tıklım doldurduğu zamanlarda, hep şunu söylerdi sahneden: ‘Hayatımda en sevdiğim şey şarkı söylemek. Bunu yapmak için üste para bile verebilirdim. Ama şansa bakın ki, ben para kazanıyorum...’ Şarkı söyleme konusunda bu kadar açık, bu kadar istekliydi. ‘Ben böyle varım; ancak böyle yaparak var olmaya devam edebilirim...’ demeye getiriyordu.
‘Şarkılarımı söyleyip gideyim’ de yoktu onda, ‘paramı alıp dövize-senede yatırayım, bankada istifleyeyim’ de.
Ama ‘Şarkı söyleyeyim de ne olursa olsun-nasıl olursa olsun’ diyenlerden de değildi. Hep şarkılara tutunmuş gibiydi; hep şarkılarla şifa bulmuş gibi de. Bu nedenle de, ‘Bana olan, başkalarına da olmalı’ diye düşünür, şarkıların bizi de iyileştirmesini ister, en azından bize ayakta kalma gücü vermesine özellikle dikkat eder olmuştu.
Muhtemelen, şarkı yazmasına-yaratmasına ilk yol açan da buydu.
O kimi zaman Kafka kadar karanlıktı; kimi zaman da Çehov kadar umut dolu. Yarından, bu dünyadan asla umut kesmiyor; şartlar ne olursa olsun ‘insan’ın kazanacağını söylüyordu.
70’lerin ortasında (‘tam tarih’ meraklıları için tam tarih: 1974’ü, 75’e bağlayan gece) ‘Haydi Şansım’ adlı şarkı ile karşımıza çıkan ve ‘şans’tan hiç ummadığı bir çalım (ardından da gol) yiyen Aksu’nun yerinde bir başkası olsa, moralini bozar, evine kapanırdı.

‘Kusura bakma’
O ise şartları zorladı. ‘Haydi Şansım’ sonrası ‘Kusura Bakma’ ve ‘Yaşanamamış Yıllar’ı yaptı. Yaparken de ‘Seley’ olarak seçilmiş ‘sahne soyadı’nı ardında bırakıp (ki, 1970’te katıldığı Altın Ses yarışmasında da ‘Yıldırım’dı soyadı) ‘Aksu’ya geçti ve bu sefer tam ‘on ikiden’ vurdu. Vuruş o vuruş.
Her plakla daha ustalaştı, zirveye biraz daha yaklaştı. (Attila Özdemiroğlu ve Şanar Yurdatapan’ın sahibi oldukları) ŞAT Yapım ile çalışmaya başlaması belki de, hayatının en doğru kararıydı. Yol yordam öğrendi onlardan; nasıl çalışılması-nasıl davranılması gerektiğini de.
Ve belki de, ‘insan denen garip mahluk’ için, hiçbir karşılık beklenmeden bir ömrün nasıl vakfedilebileceğini de. Özdemiroğlu da, Yurdatapan da, birincil özellikleri ‘iyi müzisyen’ olan iki ortaktı. Ama asıl ortak paydaları ‘kollektivist’ bir geleceğe olan inançlarıydı ve Aksu da, o çatı altında bunu görmüş-öğrenmiş oldu.
Ya da zaten hamurunda bu vardı ama, o çatı altında bu ‘yolun’, bu ‘inancın’ doğru olduğuna kesin bir biçimde inandı.
Ve böyle olduğu içindir ki, hiçbir zaman ‘tüccar gibi’ davranmadı.
Böyle olduğu içindir ki, hiçbir zaman ‘parasını sayamayacak-nereye koyacağını bilemeyecek’ bir duruma gelmedi.
Müzikten kazandığını müziğe yatırdı. Daha iyi stüdyolar kurdu-kurdurdu, daha iyi müzisyenlerle çalıştı.
Kendisinin ‘aç ve açıkta’ olmaması yetmedi ona. Etrafındaki herkesin ‘aç ve açıkta olmaması’ gerektiğini düşündü.
Sofralar kurdu-sofralar kaldırdı. Kendisine bir harf öğretene de, bir nota öğretene de, ömür boyu minettar kaldı.
Böylesine ‘rüya’ gibi (hatta neredeyse, ‘hayal mahsülü’) bir yaşamın, ‘defo’su yok muydu? Vardı tabii.
‘Darbe’lerin sarstığı, hatta kanattığı bütün beyinler gibi, Aksu da bir dönem vitesi boşa aldı.
Uzunca sayılacak bir dönem, o da kendisini Özal’lı nimetlere kaptırdı. Maddi olarak değil tabii, manevi olarak, her zamanki gibi şarkılarla.
‘Git, hayır gitme...’ dedi mesela; ya da ‘sen gitmiyorsan ben gidiyorum,’ dedi, ‘bütün aşklar yüreğimde(eee)...’
O dönem hepimizi dolduruşa getirmişti; onu da getirdi.
Tabii herkes gibi ‘papatya kılığı’na girmedi; tabii herkes gibi bayağılaşmadı, tabii herkes gibi ‘açılışlar-davetler’in gediklisi olmadı. Ama vites yükseltene kadar da belirli bir süre geçmesi gerekiyordu işte. Bekledi-bekledik.
Ve sonra her şey, yeniden bambaşka oldu. Eskisinden bile başka, eskisinden çok daha iyi.

Ömür dediğin bir imtihan
2005 yılında yayınladığı ‘Bahane’ bu yeni dönemin en üst noktası oldu. Bütün küskünler-kırgınlarla barışmıştı Aksu: ‘Bahaneydi bu rüzgar, güneş bal ve kehribar, bahaneydi buzdan kanat, erimezse kırılacak...’ Ve sonra da ‘Kardelen’ geldi. ‘Another Brick In The Wall’cuları kıskandıracak kadar sağlam ve dokunaklı bir çocuk korosu ile yürekleri anında paramparça edebilen bu şarkı ve aynı EP’deki ‘Gidemem’, Aksu’nun geri dönül(e)mez biçimde değiştiğinin işaretleriydi. ‘Hayat imtihanla geçiyor’ diyordu ve ekliyordu: ‘Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün, ayrılıktan kaçılmıyor; hem çok zor, hem de çok kısa bir macera ömür, ömür imtihanla geçiyor...’
Ezginin Günlüğü’nün ‘1984’ünü de, Teoman’ın ‘Paramparça’sını da, yürekler paralayıcı bir çığlığa dönüştüren de o oldu.
Bir ‘şarkıcı’dan, bir ‘yorumcu’ya evrilmişti önce; sonra da bir ‘yaratıcı’ya.
En en sonunda da, bir ‘bilge’ye; (İlhan İrem ve Şebnem Ferah gibi) şarkılarıyla ‘şifa dağıtan’ bir bilgeye.
Varsın hayat ‘imtihan’la geçsin; böyle şarkılar-böyle şarkıcılar hep olsun da, hayat neyle/nasıl geçiyorsa geçsin (acı-tatlı ne varsa hazinemizdir:)

Naim Dilmener - Star
 8o  XMLº 
Blogwise - blog directory
Music Blog Top Sites
blog search directory
Blogarama - The Blog Directory
Proogle.de
Link Dünyası>
Technorati Profile