Pop müziğin Minik Serçe’si Sezen Aksu, “genel ahlaka aykırı olduğu” gerekçesiyle mahkeme kararıyla kapatılan eşcinsel derneği Lambdaistanbul’a destek verdi. İstanbul 3’üncü Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kapatma kararına karşı başlatılan kampanyaya katılan Aksu, “Lambdaistanbul kapatılmasın” diye imza attı. Aksu’nun yanı sıra aralarında yazar Latife Tekin, Prof. Dr. Baskın Oran, yazar Murathan Mungan ve şair Küçük İskender’in de bulunduğu sanat ve düşünce dünyasının tanınmış çok sayıda ismi, kampanyaya katılarak, eşcinsel derneği Lambdaistanbul’a destek verdiler. Kampanyaya imzayla katılanlar arasında, Eren Keskin, Gaye Boralıoğlu, Haydar Ergülen, Küçük İskender, Mehmet Tarhan, Murathan Mungan, Müjgan Arpat gibi isimler de yer alıyor.
Sezen Aksu Türkçe müzik için neyi temsil eder? Sizin için ne ifade eder? Üç büyükten biri elbette; Ajda Pekkan ve Nilüfer ile birlikte... 2005 yılında yayınlanan Bahane, Sızı, Neye Yarar, 1945 gibi) bazı şarkılarına tapar, (Gidiyorum v.b.) bazı şarkılarından ölesiye nefret ederdim. Ama sonraları bu durumun normal ve olağan olduğunu düşündüm. Aksu gibi, (1975-2008) otuz üç yıla, bin otuz üç şey sığdırabilmiş bir ‘diva’ karşısında bu tür (ilk elde ‘tezat’ gibi görünen) karasızlıklara kapılmak gayet makul bir şey. Ama Bahane sonrası Sezen Aksu’ya kusur bulmak çok zor.
Onu bir besteci olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Beste yapamayanların, beste yaptıklarını sanarken hep ama hep aynı şarkıyı yazıp duranların damga vurduğu bir çağda, Aksu’nun her biri diğerinden tamamen farklı şarkılarını çok önemsiyorum. Evet, bu şarkıların (Seni Yerler gibi) bir kısmı, bana hiçbir şey ifade etmiyor. Ama hakkını da teslim etmek lazım; her şarkısı ‘yeni bir şarkı’dır ve ne kendisinin daha önceki şarkılarının ne de başkalarının şarkılarının içinden geçer.
Şarkı sözlerini nasıl buluyorsunuz? 12 Eylül ile birlikte onun da kafasının çok karıştığı, Özal’lı (sözde) ‘bolluk’ yıllarında vitesi boşa aldığı kesin. Ama bu durumu arkasında bırakmak için, var gücüyle çaba harcamıştır ve Bahane, Kardelen de bunun ispatıdır. Bu alanda kaç kişi, kendisine kulak vereni ağır bir hüzün dalgasının içine çektikten hemen sonra Çehov ile boy ölçüşebilecek bir yaşama tutkusu ile baş başa bırakabilir ki? O yapıyor: ‘Hem çok zor, hem de çok kısa bir macera ömür, ömür imtihanla geçiyor...’
Sezen Aksu’nun yıllar içindeki değişimi sizin için ne ifade eder? Tam da özlendiği-hayal edildiği gibi. Bir şarkıcı’dan, bir ‘bilge’ye evrildi.
Akşam gazetesi yazarı, iletişim uzmanı Ali Saydam’a Sezen Aksu’nun imajını nasıl yönettiğini sorduk
‘BEN Sezen Aksu’yu 1976’dan beri tanıyorum. Sezen imajını yönetmiyor. Çok tehlikeli bir şey yapıyor bilimsel açıdan bakarsanız. İçinden geldiği gibi davranıyor. Hiçbir profesyonele tavsiye edilmeyecek bu davranış biçimi ona çok iyi geliyor. Farklı bir şey bu. Ama zaten farklı bir fenomen Sezen. Mesela John Lennon da yönetmezdi iletişimini; bazı insanlar böyle. Ve bunlar dünyaya çok sık gelmiyorlar, bilinen kuralların ve popüler olan bilgi birikimlerinin içinde anlaşılıp izah edilecek insanlar değiller. Bunun için çok da çabalamamak lazım. Çözümlememiz şart değil Sezen’i çünkü onun davranış biçimi kapitalizmin kuralları içinde eleştirip bakacak olursanız kabul edilebilir bir şey değil. Ama ona yakışıyor. Çok az insan yakıştırır bunu kendine. Sezen kapitalist sistemin bir ürünü değil çünkü. Popüler müzik dünyasının standart üretimlerinin içinden çıkmış bir unsur değil. O yüzden standart fikriyat ve standart soyutlamalarla ele alınıp çözümlenebilecek bir hali yok. O medyayı kırmadan yönetmenin yolunu buldu. Mesela Tarkan boğuşur medyayla, Hülya Avşar’ın hep sorunu vardır, Fatih Terim sorunludur. Ama o değildir.
Bu mesela bizim Oray Eğin’i de şaşırtıyor. ‘Yıllardır hakkında eleştirel bir şey yazılmıyor’ diyor. Standartların içinde mütalaa etme çabası ve standart bilgi ve düşünce birikimi içinde ele alınırsa Oray’a hak vermemek elde değil. Ama tabii o biraz da yaşı sebebiyle geçmişi bilmiyor. Sezen’in 1970’lerin sonlarından başlayarak medyaya ilişkisini oturtmak için nasıl bir mücadele verdiğine ben tanığım. 1980’lerden beri böyle, demek ki son 20 yıl ilişki oturmuş medyayla. Bunu sağlayan gücü nereden geliyor diye soruluyor: Ben içindeki ruhsal zenginliğinden derim, onun zenginliği bizim üstümüzde. O yüzden biraz önce dedim gibi, bazı şeyleri ille de çözümlemek zorunda değiliz.’
Pop müziğin kraliçesi Sezen Aksu,' Deniz Yıldızı' adlı son albümünün şarkılarıyla İstanbul'daki ikinci konserini önceki akşam Kuruçeşme Turkcell Arena'da verdi. BKM'nin organizasyonuyla, iki gece üst üste sahneye çıkan Sezen Aksu, yeni şarkılarına ağırlık verdiği konserinde klasikleşen eski şarkılarını da unutmadı. Aksu'nun sohbeti ve esprili hikayeleri ile renklenen konser iki saat sürdü. Şarkı aralarında izleyicisi ile sohbet eden Sezen Aksu, "Ben böyle bir şey görmedim. Artık korsancılar bile kan ağlıyor" dedi. Bugüne kadar birçok kişiye albüm yapan Sezen Aksu, "Türkiye'de başka sanatçı mı kalmadı! Albüm yapmak isteyen bana geliyor. Milletvekilleri bile yakında albüm yapacak. Babamdan da şüpheleniyorum" sözleriyle herkesi kahkahalara boğdu. Sahnede artık dekolte kıyafetler giyeceğini de söyleyen Aksu, "Kylie Minogue'u izledim. Kadın bir şey yapmıyor, dansçıların canı çıkıyor. Ama Madonna öyle değil. Kadın açıyor bacaklarını spora gelmiş gibi. Ben de şarkıcılıktan sıkıldım artık. Açacağım, herkes görsün. Destursuz salladım biraz galiba. Yağmasam da gürlüyorum" sözleriyle alkış alan Aksu, "Ama benim dışıma aldanmayın, içim çöktü. Gerçi benden sonra çıkanlar daha çok çöktü. Ben King Kong gibi buradayım" itirafında bulundu. Ünlü sanatçı dört bini aşkın kişinin dinlediği konserinde bir kez bis yaptı.
İzmir’in rengi Sezen Aksu. Minik serçesi. Bu yıl yeni CD’sinin ilk konserini İzmirlilere verdi, “O kadar da torpil olur” diyerek. Ve müthiş esprilerini İzmirlilerle paylaştı. Sezen Aksu’nun Makber söylediğini düşünebiliyor musunuz peki? Evet, söylemiş, hem de bütün Göztepe’ye...
Sezen Aksu, bir ekol. Farklı, değişik. Sanatın 7 rengi. Ses, yorum, şov. Halkla ilişkiler, müthiş bir enerji. Onun için her konseri ayrı bir keyif. Onun için her CD’si heyecan konusu. Yeni CD’si çıktı, çok güzel. Hele İzmir şarkıları. İzmir’in kızları özellikle: “İzmir'in kızları bir elinde de cımbızları / Dişidir, anadır, efedir gidinin tatlı huysuzları / Çıktılar mıydı ipek çoraplarla kordon boyuna / Savaşta da, aşkta da esaslıdır kadın duruşları / Hiçbir topuk tıkırtısı bu kadar / Davetkar çalamaz / Bir göz vuruşuyla yerle bir eder / Böyle bir şey olamaz / Körfezin yakamozu, yıldızı, / Keskin tuzu tadında / Parfümü meltem / Yasemenler açar balkonunda / İzmir'in kızları / Korku yok kitabında / Çal bre bir harmandalı, / Delikanlı makamında...” Bu yaz İzmir’in kızları epey düşman çatlatacak! Barlar, Cafeler, Diskolar için yazın HİT parçası. Fıkır fıkır. Ve Sezen Aksu geçen hafta ilk konserini İzmir’de verdi. Açıkhava Tiyatrosu’nda. Binlerce seveni ile buluştu, ilk konser torpilini de İzmir’e yaptı, “Eee, o kadar da olacak tabi” diyerek. 2 saat boyunca büyük keyif yaşadı Açıkhava Tiyatrosu’nu dolduranlar. Ve Sezen esprileri. Sahnede bir DİVA. “Minik serçe” ama seyirci ile bütünleşince bir DEV. O ne güzel yorumlardı yine... Hiç değişmiyor. Şarkılarını herkes söylüyor, ama O başka... Bambaşka... 78 kuşağı denilen “orta ayar”, “yarı arada derede” bir kuşak O’nun şarkıları ile büyümedi mi? Ya yani kuşaklar yine O’nun şarkıları ile tatmıyor mu aşkı, özlemi? Zaman zaman ayrılığı, çaresizliği, umutsuzluğu... Ama hep coşkulu bir sevgi... Hep tutku... Hep farklılık... Sevginin renkleri ile yakamozlu sevişmeler... Ve Sezen esprileri. Meğer Göztepe sahillerinde bir dönem esen “Makber” rüzgarı çıtı pıtı, 16 - 17’lik Sezen’in rüzgarı değil miymiş? “Annem babam sinemaya gittiler mi, çıkardım balkona, bildiğim tüm şarkılar. Evin altında, mahallede insanlar toplanırdı. Benim şarkılarımı dinlerlerdi. Benim için ne büyük mutluluk. Dinleyicinin olması. Yine bir gün annemler sinemaya gitti. Ben çıktım balkona, Makber’i söylüyorum, Göztepe dinliyor. Makber mi Yarab diyerek... Bizimkiler sinemada ya, ne gezer. Meğer bilet bulamamışlar, eve dönmüşler. Bir baktım, hemen yanı başımda Babam: Kızım evi Akasyalar Çay Bahçesi’ne çevirmişsin diyor. Ben ne oldum? Korkudan altıma kaçırdım tabi”... Böylesine doğal, böylesine esprili... Sezen Aksu İzmir’in rengi. İzmir’in sevgi, kültür, sanat anıtı! Zaten O’na gösterilen sevgi de bunun kanıtı. Ne güzel. Ne anlamlı... Cahit Kulebi şiirinde, “İzmir’in denizi kız / Kızı deniz, / Sokakları hem kız hem deniz kokar.” der Şimdi Sezen İzmir’in kızlarına şarkı yaptı. Aslında şarkı da, roman da, sevgi de, renkte O. Sezen Aksu.
“Sosyal olayları şarkılarına en çok alan sanatçı” Ali Kocatepe (Müzisyen) Sezen Aksu’nun albümündeki kendi yazdığı şarkılar bana daha çarpıcı geldi. “Yol Arkadaşı”, “İzmir’in Kızları” özellikle dikkatimi çekti. Onno Tunç’un piyanosu ile Ayda Tunç’un kemanının buluşmasını çok beğendim. Çok duygulandım. Ayrıca Yıldırım Türker’in “Kırık Vals”i dikkatimi çekti. “Menajer” de tutacak bir şarkı. Aksu yine sosyal konulara değinmiş. O zaten müzik yaşamı boyunca sosyal konulardan hiç kopmadı. Sezen Türkiye’de yıllardan beri sosyal olayları en çok inceleyen, şarkılarına alan sanatçı durumunda. Sezen Aksu tarihinde her albümün ayrı bir yeri var. Bu albümün çok özel bir yeri olacağını zannetmiyorum çünkü bütün albümleri özel. O, hayatında hiçbir şeyi laf olsun diye yapmadı.
“Poptan çok uzaklaşmasını istemem” Naim Dilmener (Eleştirmen) Sezen Aksu’nun yeni albümü çok emek verilmiş bir albüm. Yalnızca bize değil, bütün dünyaya çok şey söylesin istenmiş. Ama ben hem bir dinleyici hem de eleştirmen olarak kendi payıma, Aksu “pop”tan çok uzaklaşmasın; yapmak istediklerini, belki popun sınırlarını biraz daha genişleterek yapsın isterdim. Bu albüm cesur bir deneme. “Işık Doğudan Yükselir” ile “Düğün ve Cenaze” gibi, kendisinden beklenene aldırmadan atılmış, korkusuzca bir adım. Şarkılara “otobiyografik” unsurlar-dizeler katmak, tek başına hiçbir şey demek değil. Önemli olan, yazdıklarınızın o şarkıyı “bir şarkı” haline getirip getiremediğidir. Ama Aksu bir entelektüel, hatta bir hayat filozofu. Genellikle her yazdığıyla bir şey söylemiş oluyor. Yıldırım Türker yine sözleriyle katkıda bulunmuş. Onun gibi “aklın sesi” bir entelektüelle Aksu’nun yolunun kesişmiş olması tesadüf değil. Aksu yıllar önce Türker ile çalışmayı özellikle seçmişti. İnsan dünyayı kendisi gibi kavrayan, olup bitenleri aynı olmasa da, aynıya yakın algılayanlarla dirsek temasına girmek ister. Aksu-Türker işbirliği de böyle. “Güvercin” Hrant Dink’e, “Memet” de nöbet tutan bir askere yazılmış. Toplumsal, siyasi olaylara da değiniliyor. Burada sadece “İşte budur” demek istiyorum büyük harflerle. Şarkıcıların bir “toplumsal sorumluluk” derdine düşmesi şart değil. Ama düşenleri de alkışlamak gerekir.
“Belki az satar ama en değerli albümlerinden biri” Şafak Ongan (Dream TV Yayın Yönetmeni) Sezen Aksu yeni albümünde tamamen kendi hoşuna giden şeyleri yapmış. Ticari kaygısı olmadığı belli. Belki bu, Aksu’nun az satan albümlerinden biri olabilir ama bence en değerli albümlerinden biri. “Işık Doğudan Yükselir”in devamı gibi geldi bana. Belki bu da az satabilir ama bu kötü olduğu anlamına gelmiyor. Bu bir konsept albümü gibi. Alışılagelmiş, slogan Aksu şarkılarının olmadığı bir albüm. İyi müzik dinleyicisinin daha fazla anlayacağı bir albüm olduğunu düşünüyorum. Sosyal konulara bile değinilmiş. Yıldırım Türker yine sözleriyle Sezen Aksu’ya katkıda bulunmuş. Birbirlerini çok iyi anladıkları ve hayata bakış açıları benzer olduğu için ortak çalışıyorlar demek.
“Besteciliğinin ve yorumculuğunun doruk noktasında” Zülfü Livaneli (Müzisyen / Yazar) Harika bir albüm. Sezen’in en kişisel şarkıları bu albümde bir araya gelmiş. Sezen Aksu hem besteciliğinin hem yorumculuğunun doruk noktasında. Bunu bu albüm gösteriyor. Otobiyografik öğeler var albümde. Diğer albümlerinden en büyük farkı bu. Kitlelerle en büyük ölçüde buluşmayı gerçekleştirdikten sonra kendi iç değerlerine dönen bir sanatçının olgunluk dönemi bence. Albümde Hrant Dink’e, nöbet tutan bir askere de şarkı yazmış. Toplumsal ve sosyal olaylara da değinmiş. Sosyal sorunları da ihmal etmeden kişisel ve bireysel kaygılarını diye getiriyor. Harika bir albüm olmuş.
Sezen Aksu üç yıl aradan sonra yeni albümünü DMC etiketiyle çıkardı: “Deniz Yıldızı”. Aksu’dan bildik anlamda “aşk şarkıları” bekleyenler hayal kırıklığına uğramış olmalı. Haziranda çıkıyor diye bir “yaz albümü” olacak sananlar da... Kimin olduğunu ve nerede okuduğumu maalesef şu anda hatırlayamadığım bir söz var. “Bana yasaları değil, şarkı sözlerini yazdırın, yeter” gibi bir şey. Doğrudur, yasalardan daha etkilidir şarkı sözleri çoğu zaman. İçlerinde yaşama sevinci vereni vardır, candan bezdireni vardır, ölmeye, öldürmeye teşvik edeni de, yaşatmaya, üretmeye, sevmeye, düşünmeye iteni de... Sezen Aksu, Türk pop müziğinin beste ve söz makinelerinden biri, hatta en önde gideni denebilir. Ne sloganlar çıktı onun elinden bugüne kadar... “Çakkıdı çakkıdı oynattığı” da oldu, “İstanbul İstanbul olalı hiç görmedi böyle keder” diye ağlattığı da... “Seni ham yapar bu zilliler” de dedi, “Ben sende tutuklu kaldım” da... Neticede hepimizin komik ve acılı bir sürü anının eşlikçisidir Sezen Aksu şarkıları, bunu inkar etmek yersiz. Ve son albümü “Bahane”den üç yıl sonra yeni bir “Deniz Yıldızı” saldı Aksu, sloganlar-klişeler-cıstaklar “umman”ına.
Umutsuz bir albüm değil “Farklı” bir albüm olacağı çıkmadan önce gelen haberlerden de belliydi. Buna rağmen Aksu’dan bildik anlamda “aşk şarkıları” bekleyenler bu albümü dinleyince hayal kırıklığına uğrayamış olmalı, o kesin. Haziranda çıkıyor diye bir “yaz albümü” olacak sananlar da... Öyle “beach”leri inletecek, diskoları coşturacak hit şarkılar yok bu albümde. Öyle tasarlanmamış, bu hesaplanmamış. Hayatı karşılayan “Deniz Yıldızı” şarkısıyla başlayıp kalan -hâlâ kaldıysa eğer- son bir parça masumiyetimizi aşka emanet eden “Beşik”le sona eren bir öykü anlatıyor Aksu bu sefer. Arada birkaç gevşeme, kıkırdama fırsatı verse de bütününde sancılı bir öykü bu. “Bebelerin ergen doğduğu”, “ninni yerine kahramanlık masallarıyla büyüdüğü bu kanlı haritada yaşayanların”, “ölü çocuklar coğrafyasının” öyküsü, albümün en vurucu şarkılarından “Tanrı’nın Gözyaşları”nda dediği gibi... Gene de umutsuz bir albüm değil “Deniz Yıldızı”. Bir kere adını aldığı öykü bile başlı başına umutlu bir öyküdür. Yazarı Lauren Iseley. Daha ziyade internette çıkar karşımıza. Hani bir adam denizyıldızlarını okyanusa fırlatıyormuş bir bir, güneş yükselip sular çekilirken kuruyup ölmesinler diye. “Sahil baştan aşağıya denizyıldızıyla dolu, ne fark edecek?” sorusuna denize fırlattığı son yıldızı göstererek cevap vermiş: “Onun için fark etti.” Bu öykü hem albüme ad olmuş hem açılış şarkısına... Hem de Aksu’nun bir hala olarak yeni doğan yeğenine verdiği hayat dersi... Bu “dikenli hayata” gelen yeni bir can karşısında buruk bir mutluluk duyarken “Deniz yıldızının hikayesidir hayat” diyor, “Kaç hayat kurtarırsan kâr...” Ve bütün albüme de ruhunu veriyor bu cümle aslında. “Yol arkadaşı”, “Son İstanbul Beyi” Onno Tunç’la dertleşirken de, “Ben sana küsüm aslında, haberin yok / Koyup gittiğin yerde kötülük çok” derken de, Hrant Dink’e yazdığı “Güvercin”de o kötülüklerin en beterine isyan ederken de hep umudu bir ucundan tutma çabası var. “Güvercin” albümün en iç yakan şarkılarından biri. “Bir daha açar mı karanfil korkusuz? / Bir daha uçar mı güvercin şehirde?” sorularını soran ve kimsenin de yaşananın sorumluluğundan kendini sıyırmasına izin vermeyen... “Kaldırımlar zabıt tuttu, şahidiz hepimiz, her yer tetikti.”
Bir tutam memleket havası Nubar Terziyan gelse, sırtımızı okşasa teselli olur mu bir nebze? “Kırık Vals”te olduğu gibi... Beste Arto Tunçboyacıyan, söz Yıldırım Türker... 1990’lı yıllardaki “Kış Masalı”ndan beri zaman zaman Sezen Aksu albümlerinin sürpriz konuğu olan Türker, “Deniz Yıldızı” için de iki söz yazmış. “Kırık Vals” insanı siyah-beyaz Türk filmlerinin tatlı havasından alıp bir anda “sümbüllerin küstüğü”, “güllerin perişan olduğu”, “birbirimize sıla olduğumuz” bugüne getiriveriyor. “Başka bir dünyanın mümkünlerini / Savura savura yüreği kavuran hatıraların küllerini / Araya araya olur a buluruz / Yaralı veda günlerinin sönen ümitlerini...” Albümün yedinci parçasında bir mola yeri var. Önce dokuz sekizlik “Roman”, ardından “İzmir’in Kızları” ve içe bir ferahlık yayan “Kutlama”... Gerçi “Roman” bütün oynaklığına rağmen gene “İnsanı insandan ayıranı” lanetleyen bir şarkı... Diğer ikisinde ise meltemiyle, yasemeniyle, yıldızı, yakamozu, gelinciği, nergisi, caddelerinde kızları oğlanlarıyla bir tutam “memleket havası” bırakıyor albümün orta yerine Aksu. Nefesinizi alıp, Yıldırım Türker’in “Sor Beni”siyle bir parça ağırlaşıp “Memet”le tokadı yiyorsunuz gene. Nedenini bilmeden sonsuz nöbetlere duran Memet’lere bir ağıt bu... “Memet biz de bilemiyoruz Memet / Böyle mi sürecek bu ilelebet / Değişir mi dünya, döner mi devran / Ama sen ümit etmeye devam et”. Ve bir özür: “Memet daha çok küçüksün Memet / İnsan soyu böyle en nihayet / Öteki de sen, beriki de sen / Kendini de, bizi de, dünyayı da affet.” Ve “Tanrı’nın Gözyaşları” yağarken bütün Memet’lerin üzerine, “Dört kitap yazıyor / Eşittir Tanrı’nın çocukları” diyor bir kez daha Sezen Aksu; “Her insan merhametli ve zalimdir / Bir yandan gücün suç ortaklığında / Bir yandan sızlar vicdan, ilahi bir takiptir...” Sonra eğlenceli sözleriyle “Menajer” giriyor devreye ama vicdanın takibini durduramıyor doğrusu. Albüm “Beşik” ile sona ererken, daha ziyade bir ağırlık bırakıyor dinleyenin üzerinde. Aksu’nun ilk kez müzik direktörü olarak bütün albümünü teslim ettiği Arto Tunçboyacıyan’ın ve Armenian Navy Band’inin varlığı daha da anlam katarken bu şarkılara, silkelenip atamayacağınız bir sorumluluk duygusu kalıyor size. “Bu şarkılar şifa duaları” diyen Aksu’nun sesi ve okyanusa bir denizyıldızı atma arzusu...
Kuruçeşme Arena, Sezen Aksu'ya ev sahipliği yaptı. Yeni albümü "Deniz Yıldızı"ndan seçtiği parçaları ilk kez İstanbul'da seslendiren "Minik Serçe" lakaplı sanatçı yine hayranlarından tam not aldı. Aksu hayranlarının saatler öncesinden alanda yerlerini aldıkları konsere ilgi oldukça fazlaydı. Biletleri günler öncesinden tükenen konsere gelenler kapılarda uzun kuyruklar oluşturdu. Konserine yaklaşık yarım saat gecikme ile başlayan Sezen Aksu seslendirdiği parçalarla kendisini izlemeye gelen hayranlarına müzik ziyafeti çekti. Kilo verdiği görülen ve konser sırasında sürekli hayranları ile konuşan Sezen Aksu sahnede bol bol dans etti. Biletlerin 75 ila 100 YTL arasında değiştiği konseri yaklaşık 4 bin kişi izledi.
Nihayet çıktı Sezen Aksu’nun “Deniz Yıldızı”... Ne en çok bekleyenlerdenim, ne de ilk dinleyenlerden. Zaten bir albümü kaç kişi ‘ilk’ kez dinleyebilir? Mesleğe başladığımda bize ilk öğretilenlerden biri ‘ilk’ iddiasından kaçınmaktı, sen “Türkiye’nin ilk bilmemnesi” dersin, ücra bir köşeden “Hayır, ben daha önce yapmıştım, buyrun” diyen biri çıkar. Ama bakıyorum şimdi kimse çekinmiyor “İlk ben duydum, ben dinledim, ben yazdım” demeye... Devir iddia devri... Neyse, “Deniz Yıldızı” ama, bu ‘iddia’ devrinin albümü değil çok şükür. İçinde birden ‘patlayacak’ bir hit, yaz boyunca milleti tepindirecek bir şarkı yok. Tamam, fingirdek bünyeler için dokuz sekizlik “Roman” var, sonra Aksu’nun hemşehrilerine torpil geçtiği yakamozlu, yıldızlı, meltem kokulu “İzmir’in Kızları” var, ki yarım kan İzmirli olarak hiç itirazımız olmaz... Bir de İstiklal Caddesi’ni ilk günden inletmeye başlayan “Menajer” var tabii...
Yaralı coğrafya... Arada bu şarkılarla nefes aldınız aldınız, gerisi günümüze bir ağıt çünkü... Güvercinlerin vurulduğu, karanfillerin korkusuz açamadığı, Vefa’nın bir semt adı olduğu, çocuk yüzlü Memet’lerin nedenini bilmedikleri sonsuz nöbetler tuttukları günümüze... Yıllar yılı umutsuz aşklarımızın, kırık kalplerimizin tercümanı bildiğimiz Sezen Aksu şarkıları bu kez bu yaralı coğrafya için gözyaşı döküyor ve bu o kadar iyi geliyor ki insana. Tabii düzenlemelerin çoğunu üstlenen Arto Tunçboyacıyan’ın ve şahane Armenian Navy Band’inin tartışılmaz katkılarıyla... Ve iki şarkıda sözleriyle Yıldırım Türker... “Lâl olmuş dilim benim” diye başlıyor “Sor Beni”, ki bu mümkün müdür? Yıldırım, sözün en bittiği anı bile dile dökebilendir... Gene öyle...
Cesur bir albüm Neticede, “Deniz Yıldızı” yavaş yavaş demini bulan, farklı ve cesur bir Sezen Aksu albümü. “Hala Haber Bekliyorum Senden”de dediği gibi “Bu şarkılar şifa duaları / Bu şarkılar yıkar duvarları / Bu şarkılar dostluk sal’aları...” Yaralarımıza şifa olur mu, duvarları yıkar mı bilmem ama bugün bize ‘gereken’ bir albüm bu, o kesin. Ve evet bunu Sezen Aksu yapmayacaktı da kim yapacaktı? Ya da Sezen Aksu bunu yapmayacaktı da ne yapacaktı?
Bir kapı kapanırsa... Hafta sonu bir lise öğrencisi teyzesi olarak son vazifemi yerine getirdim. Vazife dediğime bakmayın, keyif. Bu teyzelik, cefası yok sefası çok bir pozisyon, elinizdeyse öneririm... Diploma töreni idi bu ‘vazife’ ve elimize doğduğu günü dün sandığımız arkadaş, kendini öptürmek için iki büklüm oluyordu başında kepiyle... Robert College’in cennet bahçesinde başlı başına etkileyici bir tören izledik, tamam. Tam 200 çocuğa diploma verildi. Her birinin ucundan bir tanesinin ismi sallanan 200 beyaz balon semaya uçuruldu, o günden sonra dünyanın dört bir yanına dağılacak çocuklar gibi... Ama beni ve çoğumuzu en çok etkileyen, bir final konuşması oldu: Amerikan Kız Koleji 1946 mezunu, Halkla İlişkiler mesleğinin kraliçesi Betûl Mardin’in çocuklara seslenişi... 81 yaşında hepimizi cebinden çıkaracak enerjisi bir yana, müthiş de bir hatipti Mardin. Orada iki dakikada en içi geçmişimizi bile sarsıp dik konuma getirdi, kim bilir 19’luk gençlerde nasıl bir doping etkisi yapmıştır.
Erkeğin bacağı... “Babam liseden sonra bana üniversiteyi yasak etti” dedi. “Erkeğin bacağı yanına gelir” demiş. Erkeklerle aynı sırada oturmasını istememiş kızının. Betûl Mardin’e kılavuzluk eden büyükbabasının sözü olmuş: “Her mania, aslında kapalı bir kapı gibidir. Olay, o kapıyı ağzına kadar değil, bir parçacık açabilmektir”. Ondan sonra karşısına çıkan engelle boğuşmak yerine bir üçüncü yol için pazarlık şansını zorlamış hep... Ne yapmış, üniversite olmuyor mu, biçki-dikiş, yemek-pasta, çocuk bakımı, ev idaresi, ne kurs bulduysa bitirmiş. Ayağını kapının arasına koymuş beklemiş yani, kapanmamış eve. Sonunda açılmış kapı. O kadar açılmış ki, yıllar sonra üniversitede ders bile vermiş bir lise mezunu olarak. Babasına pür neşe bildirdiği gibi “Erkeğin bacağı karşısına gelmiş” yani. Yüzünüze bir kapı kapanıyorsa, tekme savurup ardına kadar açacak gücünüz de yoksa bir sebepten, siz de Betûl Mardin’in sözlerini hatırlayın... Ayağınızı koyun en azından, tamamen kapanmasın... Gün olur açılır gene.
Büyüdükten sonraki ilk albümüm bu benim... itiraf ediyorum çok bekledim, ben ne zaman ortada kalsam, sen hep iyi geldin. büyüdükten sonraki ilk albümüm. Bir hayat bitirdim üç senede. Beter mi beter. Sonra başka hayatlar istedim yine o üç senede. Bu sefer başka. Sanırsın ilk defa... Öyle belki de. Güzelin güzeli, beterin beteri. Şarkılar söylemek istedim. El ver istedim, büyüsü kalsın üstümde istedim. Senin büyün; yirmidört yılımın bozulmayan, azalmayan tek şeyi. Üç senede büyüdüm ben, iş güç derdine düşmeyi denedim. Aşk aşk diye ölmeyi denedim. Ülke desen… Vuruyorlar şafak sayan kadınların, adamların, anaların aşklarını. Vuruyorlar Rakel Dink'in “sevgilisi”ni. Ortadayım şimdi. Ortada kaldım. Deniz Yıldızı'nı aldım. Evlat edinmişsin bizi bile... Çok ağladım. O bebeği, yeğenini sevdim ben de seninle. Bir bebeğe daha güzel bir hoş geldin olabilir mi? Hadi diyelim oldu, o kadar güzel bir melodiyle buluşur mu? Bir bebeğin yaşayacağı bütün bir hayat daha şimdiden bu kadar anlamlandırılabilir mi? Şimdi ben bunu söylesem abartma denir. Ben mutluyum ağlatmasından beni. İki gözümden damla damla. İyi bir sevgili yaptı şarkıların hep beni. Şimdi belki iyi bir anne yapacak. Kendisine hiç bebeğim denmemiş kocaman çocuklar var, halalarını bırak, annelerinden babalarından sevgililerinden duymamışlar. Sevilmekle ilgili bişey değil bu sen de bilirsin. Sevgiyi görme şeklinin burukluğu. Deniz yıldızlarını umursadıkları için tenkit edilenler var. Biraz duyarlı olunca "işin gücün yok mu yaa" deyişleriyle karşılaşanlar. Hala Sezen. Anne Sezen. Safi Sezen. Daha ilk şarkıdan gösterdiğin için, paylaştığın için teşekkürler. Bu şarkıyı, diğerlerini de hep birilerine söylemek isteyen hayranların olacak. Belki söyleyecek kimse bulamayacaklar, beğenmediklerini yazacaklar. Oysaki keşke sadece seni dinleseler, söyleyecekleri birileri yoksa. Sen kendini sunmuşsun. "Halan kurban olsun sana" diyen bir kadının sesinin saflığına, melodisinin ihtişamına hayran kalsalar mesela. Yere göğe sığmayacak, kolay tanımlanamayacak şarkılar. Risk belki bu, bu kadar değişik şarkıyı bir araya getirmek. Nubar Terziyan’dan bahsetmek. Eski filmlere çağırmak. Ermenilerin; Türklerin, Tanrı’nın kederinden bahsetmek. Damar aşk şarkıları beklentilerindeyken herkes. O kadar zor bulunur bir şey ki bu kadar kişisel olan. O yüzden daha da kıymetli. Sadece senin istediklerin var. Oturup konuşuyor gibi. Sana derler ki bu nasıl albüm, niye aşk şarkısı yok, bunlar kitleleri sürüklemez ki, niye böyle bi albüm yaptın? Sezen Aksu nerde? Sezen bitmiş de derler (öyle durumlarda Sezen derler, senden uzağa düşmelerine tezat , soyadını söylemezler) bilirsin bayılırlar öyle demeye, sadece talep etmeye. Sen çok zekisin tahmin edersin bunların hepsini. İstesen hepsini susturursun da. Ama 30 seneden sonra talebin esaretine girilir mi? Ne zor bir şeydir o. Başkaları beğensin esareti. Deniz yıldızı olmazdı o zaman. Deli kızın türküsü de olmazdı. Talepler emir gibi oluyor bazen; “Sen ağlama gibi şarkılar olacak. Yoksa ben sevmem dinlemem”. Ne zordur içinden geçeni içinden geçtiği gibi söylemek. Herkes sevsin diye kendi içinden geleni ertelemek Kötü olmuş bile denir. Zevkler uyuşmadığında sebebi hep kötü olmasına bağlanır… Hem zaten aşkı söylemenin tek yolu aşk şarkıları değildir. Aşk şarkısı isteniyorsa, Memet' te de var aşk, binlerce annenin aşkı, kaç tane sevgilinin feryadı. Güvercin de yok mu aşk. Rakel Dink’in sevgilisine yazdığı mektubu okurken uçurduğu güvercinde yok muydu aşk? Eğer acıyı çok yüklersen kendine, kaybedersin duygunu… Dünya düzeni ona göre kurulmuştur çünkü , duygunu kaybedersen anlayamazsın hiç bir şeyi… Deniz yıldızlarını kurtarmak aklına bile gelmez. Görmezsin bile. Bu toprakların yaralarını göstermişsin sen bize. Tek yara seninki değil bak, kendi acından/aşkından kasvet kaplamış içini, biraz da başka yerlere bak, daha iyi kavrarsın o zaman der gibi. “Ümitsiz de yaşanmaz ki…” Deniz gibi, rüzgar gibi geldin Sezen, onlar gibi kendi halinde… Hükmedilmeyen. Dünyanın dilini bilen. Anlatacak çok şeyi olan. Anlamak büyük şans her zaman.
ve... Bu albümün eleştiriye ihtiyacı yok. Övgüye de. Yapmak istediğinin ve yaptığının iyi olduğunu biliyor. Kendi halinde. Memleketin, dünyanın derdinde, bir göz vuruşuyla yerle bir etmenin, aşkta da savaşta da esaslı kadın duruşun keyfinde, "sev beni anneni sever gibi" diyebilmenin saflığında, annesinin, anneannesinin, babasının Onno’nun, yeğenlerinin, eşliğinde. Hiçbir şey neyse ki yolundan döndüremez onu.
Türk Pop Müziği'nin 'Minik Serçesi' Sezen Aksu, yeni albümü Deniz Yıldızı'nın ilk konserini memleketi İzmir'de verdi. Fuar Açık Hava Tiyatrosu'nda Artı 3 Organizasyon tarafından düzenlenen ve 5 bini aşkın kişinin izlediği konserde yeni şarkılarını seslendiren Sezen Aksu, hemşerilerinden tam puan aldı. Tek boş koltuğun kalmadığı Fuar Açık Hava Tiyatrosu'nda merdiven basamakları dahi dolarken, Deniz Yıldızı adlı albümünü merakla bekleyen Sezen Aksu hayranları, unutulmaz bir gece yaşadı. Yeni saç modeli, yeni orkestra ve yeni şarkılarıyla ilk kez İzmir'de sahneye çıkan Aksu hemşehriyeriyle hasret giderdi. Konsere siyah yandan yırtmaçlı gögüs dekolteli elbiseyle başlayan Sezen Aksu, petrol rengi başka bir elbiseyle tamamladı. Sezen Aksu, "Memleketim İzmir'e torpil geçiyorum. O kadar da olsun artık. Bu şarkıları ilk kez siz dinliyorsunuz" dedi. Konserinde şarkı aralarında sık sık espri yapmasını da açıklık getiren Sezen Aksu, "Şarkı aralarında sizlerle konuşup, sohbet etmek, ülke meselelerini paylaşmak keyif verici. Aralarda espri yapmam şart. Şarkılar zaten damar, bunalıma giriyorum yoksa. Galiba bu gidişle Cem Yılmaz'a rakip olacağım. Gazetenin birinde geçen gün 211 albümüm olduğu haberini okudum. Ben kaç yaşındayım ki. Galiba ölümsüzüm ben. Topu topu 21 albümüm oldu. Sarı saçlarım da benim doğal rengim. Kimse inanmıyor. Artık, kimyasal maddeler kullanmıyorum" dedi. Deniz Yıldızı adlı albümümden şarkıların beğenildiği konserde deliliğinin nereden geldiğini de anlatan Sezen Aksu, "Dayılarım hep deliliğimin dedemden geldiğini söylerlerdi. Çünkü, dedem, baruta ateş basmış ütülenmiş. Benim de ondan kalır yanım yok" dedi. Konserin biletlerinin üzerinde fotoğraf makinesi ve video kamera getirilmemesi ibaresi yer almasına rağmen konser alanına girişte güvenlik görevlilerin yaptığı kontrollerde 500'e yakın fotoğraf makinesi ve video kamerası emanete alındı.
Sezen Aksu'nun 'Deniz Yıldızı' adlı yeni albümü, bugün müzik marketlerde. Prodüktörlüğünü Arto Tunçboyaciyan'ın yaptığı albümde bazı şarkılarda Aksu'ya, Armenian Navy Band eşlik etmiş. Doğan Music Company etiketiyle yayınlanan Deniz Yıldızı'nın içeriği hakkında "Duygusal ve fiziksel olarak yoğun bir dönemin içinden çıkmış yoğun şarkılar, daha önce olmadığı kadar kişisel." diyor, Sezen Aksu. Yıldırım Türker tarafından yazılan Kırık Vals ve Sor Beni dışında tüm şarkıların sözleri kendine ait. Albüme adını veren Deniz Yıldızı'nı ise yeni doğan yeğenine armağan etmiş. Aksu, Hrant Dink'i Güvercin şarkısıyla anarken Mehmetçikleri de unutmuyor 'Küçücüksün Memet, bizi de dünyayı da affet' diyor. Yol Arkadaşım, Güvercin, Roman, İzmir'in Kızları, Memet, Tanrı'nın Gözyaşları ve Beşik'te Aksu besteci olarak da yer alıyor. Deniz Yıldızı, Hâlâ Haber Bekliyorum Senden, Kırık Vals, Kutlama, Sor Beni ve Menajer isimli şarkıların bestelerinde Arto Tunçboyaciyan imzası var. Bazı eserlerin düzenlemeleri Mustafa Ceceli, Ayda Tunç, Mithat Can Özer ve Aytuğ Yargıç gibi genç müzisyenlere ait. Albümün bir sürprizi ise Tunçboyaciyan'ın Onno Tunç ve Ayda Tunç'tan esinlenerek ON:AY adını verdiği bir Onno Tunç bestesi. Onno Tunç'un piyanosuna yıllar sonra kızı Ayda Tunç kemanıyla eşlik ediyor.
Sezen’in muhteşem yalnızlığı: Deniz Yıldızı Bazen müzik bir şiir olur, çocuklaşır, uçar gider. Şiir de bazen müzik olur, bir çağlayan gibi coşar, akar. Nadiren de ikisinin huyu suyu bir oluverir; aşk olur, ateş olur, kan olur. Bulut, yağmur olur, nefes olur. Ve Sezen Aksu şarkısı olur. Sezen Aksu şarkının şairidir çünkü. Onu bir pop müzik şarkıcısı, yorumcusu sanmak büyük bir yanılgıdır (Sezen, hiçbir zaman pop müzikçi olmadı bana göre). Kaybolan Yıllar’ı hangi tarza oturtabilirsiniz mesela? Ki, ilk önemli şarkısıydı. Daha o zamandan beri Sezen Aksu kendi tarzını oluşturmaya başlamıştı; Sezen, şarkıyla konuşur çünkü, şarkı söylemez, nefes verir sanki. Çarşamba günü satışa çıkacak olan Deniz Yıldızı, bir iki gün önce geçti elime. Bu işin uzmanları, Sezen’in yeni albümünü bildik bir türe sokmak için ciddi olarak zorlanacaklar bence. Deniz Yıldızı, bir duygu tüneli zira; Aksu’nun neredeyse otobiyografik bir müzikal yolculuğu. Her zaman Sezen hayatla hesaplaşırdı ya; bu sefer tam aksi olmuş. Deniz Yıldızı’nda, hayat, Sezen Aksu’yla hesaplaşıyor sanki. Aksu, hayatla çok uğraştı bugüne kadar; bu da bir hayat yazısı işte. Deniz Yıldızı, büyük bir yalnızlığı sergiliyor; ama bu yalnızlık, aslında muhteşem bir yalnızlık. Sezen Aksu’nun seçimi çünkü bu; ya dengelere eklemlenirsin, ya da derin duygular içinde yalnız kalırsın. Sezen, Tanrının Gözyaşları adlı şarkısında diyor ki: “Bu korkunç kuraklık/ Boynu bükük buğday başakları/ Bu çorak toprak, bu susuzluk/ Tanrı’nın kuruyan gözyaşları/ Bebeler ergen doğuyor/ Ninniler kahramanlık masalları/ Yaşayanlar bu kanlı haritada/ Taşırken iki büklüm onca yası/ Bir büyük gözaltı hayatımız/ Ölü çocuklar coğrafyasında/ Kayıplar Destanı hikâyemiz/ Melekler anaların dilsiz yasında/ Bu bir bataklık/ Yutuyor körpe tomurculukları/ Dört kitap yazıyor/ Eşittir Tanrı’nın çocukları/ Bebeler ergen doğuyor/ Ninniler kahramanlık masalları/ Yaşayanlar bu kanlı haritada/ Taşırken iki büklüm onca yası/ Bir büyük gözaltı hayatımız/ Ölü çocuklar coğrafyasında/ Kayıplar Destanı hikâyemiz/ Melekler anaların dilsiz yasında” Deniz Yıldızı’nda bir de notalar var; sesleri duyulan ama manaları öyle pek kolaylıkla kavranamayan. Sezen Aksu’nun nefesinde müzik olarak kaybolan notalar. Sezen için müzik, ne bir amaç ne de bir araç bence. Müzik onun için bir idrak, bir insanlık vicdanı; boşluğa salınmış kimi zaman hüzünlü, kimi zaman sevinçli bir oynaklık ve de zorunlu olarak notalara dökülmüş bir duygusal titreşim. Aksu, Deniz Yıldızı’nda yer alan şarkılarıyla da -diğer bütün şarkılarında olduğu gibi- hayatımızı manalandırıyor; yabancılaşmayı pek sevmiş olan hayatlarımızı bir miktar kendine getiriyor. Bu hayatları adeta silkeleyerek: “Buraya bu acıyı çekmeye geldik/ Hazdan kendimizden geçmeye geldik/ Hayat iksirinden içmeye geldik/ Geldik gidiyoruz/ Yollar diken yollar ıtır yasemen/ Her lezzeti tattık aynı kâseden/ Şeytan gibi bizi tene hapseden/ Bizdik biliyoruz/ Beşik gibi sallar hayat bizi/ Çeker basar vesikalık resmimizi/ Gözlerimiz kimlik belgesi gibi/ Kayıt tutar ya buz ya bebek mavisi/ Mükemmel teşhisi/ Aşk koruyabilir bir tek/ Kaldıysa eğer hâlâ masumiyetimizi/ Biz altında imzası olan âşıklar/ Böyle yazdık vasiyetimizi/” (Beşik - Deniz Yıldızı) Bir deniz yıldızının hayatı ne kadar safiyet içinde geçiyorsa ya da ne kadar neşeli ve hüzünlü ise Sezen Aksu’nun bizlere sunduğu hayatlar da -kendi hayatı dâhil-, o kadar saf, hüzünlü ve sevinçlerle dolu aslında. Sezen Aksu’nun çarşamba günü satışa çıkacak Deniz Yıldızı adlı albümünde yer alan Onay’da Onno Tunç’un eski bir piyano kaydının üzerine kızı Ayda Tunç keman çalmış. Çok duyarlı ve etkileyici. Albümde Sezen’in sözlerinin dışında Yıldırım Türker’in de iki şiiri var (bilhassa Kırık Vals muhteşem). Düzenlemelerin büyük çoğunluğu, aynı zamanda albümün prodüktörü olan Arto Tunçboyacıyan’a ait. Ayrıca Mithatcan Özer, Mustafa Ceceli ve Ayda Tunç’un da düzenlemeleri var. Deniz Yıldızı’nı dinledikten sonra şu şarkı favorim diyebilmek hayli zor aslında benim için. Çünkü Deniz Yıldızı bir kült albüm bu açıdan. Ama -mütemadiyen dinlemek istememe bakılırsa- Beşik’le olan duygusal yakınlığım sanki biraz daha yoğun gibi, tabii Hırant Dink için yazdığı Güvercin adlı şarkıdan, Tanrı’nın Gözyaşları’ndan ve Kırık Vals’ten etkilenmemek ve bütün o diğer şarkılara kayıtsız kalmak mümkün mü? Sezen Aksu’nun, bana göre hiçbir müzik türüyle buluşturulamayacak olan Deniz Yıldızı adlı son albümü, belki de bu coğrafyada ihtiyaç duyulan yeni bir müzik türünün ortaya çıkması için gerekli tartışmalara ortam hazırlayacak.
Sezen Aksu, "Denizyıldızı"nın ardından ilk konseri ile Turkcell Kuruçeşme Arena'da.
Sezen Aksu 27 – 28 Haziran 2008 tarihinde Turkcell Kuruçeşme Arena’da “Denizyıldızı” adındaki albümünün çıkışının ardından ilk konserini vermeye hazırlanıyor. Konserde Aksu, bilinen eserlerinin yanı sıra Haziran ayında piyasaya çıkması planlanan yeni albümünden şarkılara da ağırlık verecek. Daha albüm piyasaya çıkmadan dinleyicilerin beğenisini kazanmış olan Beşik, Hala Haber Bekliyorum Senden, Yol Arkadaşım gibi duygulu şarkılarının yanı sıra Aksu konserde Roman, Menajer ve İzmir’in Kızları gibi eğlenceli şarkılarını da seslendirecek. "Denizyıldızı"nın içeriğini, “duygusal ve fiziksel olarak yoğun bir dönemin içinden çıkmış yoğun şarkılar” olarak yorumlayan Aksu’nun Turkcell Kuruçeşme Arena’da vereceği konser tamamıyla albüm şarkılarından oluşmasa da, albümün karakteristiğini yansıtır nitelikte olacak. “İlk defa bu kadar kişisel olabilecek sözler yazdım” diyen Aksu konserde, şarkılarında anlattığı hikayesini, şarkı aralarındaki neşeli hikayeleriyle de renklendirecek. Her fırsatta komedyen olmayı tercih ettiğini söyleyen Aksu’nun sahneden seyircileriyle paylaştığı hikayelerinde bu yaz komedinin dozu artacak. Sezen Aksu’nun İstanbul’daki ilk büyük yaz konserinde dinleyiciler, Turkcell Kuruçeşme Arena’nın 3800 kişilik yeni oturma düzeni ile rahat bir ortamda şarkılara eşlik edebilecekler.
Sezen Aksu 3 yıl aradan sonra “Deniz Yıldızı” isimli albümü ile müzik severler ile buluşuyor. Prodüktörlüğünü Arto Tunçboyaciyan’ın yaptığı albümde bazı şarkılarda Aksu’ya Armenian Navy Band eşlik etti. Albümün yapımcısı ise, Doğan Music Company (DMC). Deniz Yıldızı’nın içeriğini, “duygusal ve fiziksel olarak yoğun bir dönemin içinden çıkmış yoğun şarkılar” olarak yorumlayan Aksu albümde yer alan sözlerini, “daha önce olmadığı kadar kişisel sözler” olarak değerlendiriyor. Yıldırım Türker tarafından yazılan “Kırık Vals” ve “Sor Beni” isimli eserler dışında albümde yer alan tüm eserlerin sözleri Sezen Aksu’ya ait. “Yol Arkadaşım”, “Güvercin”, “Roman”, “İzmir’in Kızları”, “Memet”, “Tanrı’nın Gözyaşları”, “Beşik” gibi eserlerde ise Aksu besteci olarak da yer alıyor. Albüme adını veren “Denizyıldızı” başta olmak üzere, “Hala Haber Bekliyorum Senden”, “Kırık Vals”, “Kutlama”, “Sor Beni” ve “Menajer” isimli eserlerin besteleri de Arto Tunçboyaciyan tarafından yapıldı. Albümdeki 8 eserin düzenlemesini yine Arto Tunçboyaciyan yaparken, diğer eserlerin düzenlemelerinde de Mustafa Ceceli, Ayda Tunç, Mithat Can Özer ve Aytuğ Yargıç gibi genç müzisyenlerin imzası bulunuyor. Deniz Yıldızı’nın bir önemli sürprizi ise, Arto Tunçboyaciyan’ın Onno Tunç ve Ayda Tunç’dan esinlenerek ON:AY adını verdiği bir Onno Tunç bestesi. Sanatçı’nın arşiv kayıtlarından edinilen eserde, Onno Tunç’un kendi çaldığı piyanoya yıllar sonra kızı Ayda Tunç kemanıyla eşlik ediyor.
Sezen Aksu 1 Temmuz 2008 tarihinde Beylikdüzü Festival Alanı’nda konser verecek. Sezen Aksu, Beylikdüzü Belediyesi 4.Yeşil Vadi Kültür ve Sanat Festivali kapsamında, festival alanı olarak belirlenen meydanda dinleyicileri ile buluşacak. Bilet satışının olmadığı, Beylikdüzü ve civarındakilerin ücretsiz olarak katılacağı konser Adakan Caddesi’nde bulunan Beylikdüzü Belediyesi karşısındaki 64 dönümlük açık alanda gerçekleştirilecek.
Harbiye'den Temmuz'da, "Sezen denince akla gelen şarkılar" yükselecek
Sezen Aksu 18, 19, 24, 25, 26 Temmuz 2008 tarihlerinde İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda "Sezen denince akla gelen" şarkılarını seslendirecek. Bizi anlatan şarkılarında, bizlere eşlik edecek... İlk aşık olduğunuzda hangi şarkıyı söylediniz? Sevdindiğiniz, üzüldüğünüz ya da birini özlediğinizde, hayatı ve en önemlisi kendinizi anlamaya başladığınızda iç geçirip “benim şarkım” dediğiniz şarkıları bir düşünün... Avaz avaz söylemekten kendinizi alamadığınız sizi anlatan bir Sezen şarkısı vardır yaşamınızda mutlaka. Bir sözden yakalamıştır bazen ortak hikayenizi, bazen bir kemandan, bazen gitardan... İşte bu sene Harbiye’de Sezen Aksu bizim şarkılarımızda, bize eşlik ediyor. Sezen Aksu 18, 19, 24, 25, 26 Temmuz 2008 tarihlerinde İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda “Sezen denince akla gelen” ve bizim için söylenmiş Sezen şarkılarını seslendirecek. Olabilecek en büyük dostluk korosunun sesi yükselecek Harbiye’den bu yaz...
Bırakmıyorsa yakanızı, siz bırakın kurtulun... Eğer dertler, sıkıntılar, aksilikler yapıştıysa yakanıza ve ters gidiyorsa her şey, “Bırakmıyor yakamı” diyorsanız şarkının sözlerindeki gibi; siz bırakmayı deneyin! Kurtulmayı, ayağınızın ya da elinizin tersiyle itekleyin hepsini. Bir sırt çantasına doldurur gibi yükleyin omuzunuza... “Bir lodos lazım şimdi bana, bir kürek bir kayık Zulada birkaç şişe yakut, yer gök kırmızı Söverim...” dediği gibi Sezen Aksu‘nun, doldurun lodosu yüreğinize... Camdan bir denizaltı hayal edin kendinize, kürek ve kayık yoksa eğer... Atlayın içine yol alın derinliklerde. “Gidemem” demeyin siz şarkıdaki gibi. Camdan denizaltınızla uzaklaşın, göz göre göre tüm derinlikleri. Camdan olsun ki denizaltınız, iyinin de kötünün de olduğunu bilebilin hayatta. O iyiyi ve kötüyü görmek zorunda olduğunuzu, iyi hissedebilin saydam denizaltıda. Şarkılardaki gibi yüzünüze vursun her şey. İyi, kötü; güzel ve çirkin. Tam dediğinizde “İşte burası!” çıkarın şimdi çantanızı sırtınızdan. Yolculuğun tam orta yerinde atın denizin derinliklerine. Yanınızda getirdiğiniz ne varsa, fırlatın şimdi. Dertler yapıştıysa yakanıza, kurtulamadıysanız bir türlü. Şimdi tam sırası işte. “Cigarami sardim karşı sahile yaktım ucuna acıları ağları attım anılar doldu ağlar hasretimin kıyıları. Yareme tuz diye yakamoz bastım tek şahidim aydı. aman aman bir elimde defne bir elimde sevdan kalbim Ege’de kaldı” diye mırıldanırsınız belki? Her şeyi bıraktığınız yere dönüp, iç geçirirsiniz işte böyle. Siz korkmayın üzerinize üzerinize gelen dertlerden. Bir şarkı tutturun kendinize. Gerisi kolay böyle. Bir de sırt çantanızla, camdan denizaltınız olsun. Üst üste geldi mi her şey, alıp başınızı gidebilin diye. Alıp başını gitmek lazım bazen. Kök salmamak lazım sıkıntılara. Sezen Aksu’nun son albümünün adının “Kök” olacağını duyduk. Hayata kök salmak lazım diye düşünüyorum ben de... Acılara, dertlere, kötülere değil hayata tutunmak lazım. Kökleri de hayata bırakmak tabii ki... “Gelsin hayat” dersiniz o zaman. Tüm canınızı yakanlara karşı, gelsin hayat! O zaman köklerinizden, hayata tutunduklarınızdan hiç bir güç koparamaz sizi. “Tüm bunları bir anda düşündüren de ne oldu?” diye gelebilir aklınıza. Aslında sadece şarkı sözlerinden ibaret. Camdan bir denizaltında hayal ederken kendimi, sadece şarkı sözleri işittim uzaktan. Sezen Aksu’nun posterini gördüm o an. 23 Haziran’da Fuar Açıkhava Tiyatrosu’nda olacak Sezen... Saydam denizaltılara el sallayacak. “Gülümse” diyecek! “Gülümse hadi gülümse Bulutlar gitsin Yoksa ben nasıl yenilenirim Hadi gülümse Belki şehre bir film gelir Bir güzel orman olur yazılarda İklim değişir akdeniz olur gülümse” Siz de yorulduysanız. Dertler bir bir yığıldıysa üzerinize. Atlayın bir denizaltıya. Belki buluşuruz bir Sezen şarkısında?
Ekranların ünlü isimlerinin karikatür tarzındaki heykelleri, İstanbul'daki alışveriş merkezi Astoria'da sergilenmeye başlandı. Kentlilerin yaşam kalitesinin kültür ve sanat yoluyla yükselebileceği inancıyla bir modern sanat platformu oluşturan Astoria'da bu defa, ünlülerin heykellerinin sergilendiği bir müze sunumu yapıldı. "Devinim- Değişim" isimli müzenin sanat danışmanlığını küratör Beste Gürsu yaptı. Hülya Avşar, Türkan Şoray, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Beyazıt Öztürk, Cem Yılmaz gibi isimlerin plastik enstalasyonlarını ise heykeltıraş ve karikatürist Cihat Hazardağlı hazırladı. Sergi, 12 Haziran-12 Ekim tarihleri arasında açık olacak.
Salı sabahı 09.30 dolayları. Sezen Aksu’nun Kanlıca’daki evindeyim. Aksu’nun yeni asistanı Canan, iki hafta sonra çıkacak yeni albüm "Deniz Yıldızı"nın CD’sini koyuyor müzik setine. Bir yandan pencere kenarındaki divanda çayımı yudumluyorum. Hemen önüm deniz, iki köprü de peşi sıra görünüyor. Hani bu evde gün boyu oturup müzik dinlemek, dinledikçe de hayallere dalmamak elde değil. Öyle bir havası var, insanı kendi içine döndüren /şehir deliliğinden arındıran. Gözüm duvardaki Mehmet Güreli tablolarına takılıyor arada. Bir de Sezen Aksu’yla Onno Tunç’un çerçevelenmiş fotoğrafına. Albümün ilk şarkısı "Deniz Yıldızı". Yeğeni dünyaya geldiğinde yazmış bu şarkıyı Aksu. Ve Mithatcan’ı doğurduğu/yetiştirdiği günleri anımsamış. Devamı dizelerde zaten, fazla anlatmaya gerek yok: "Bebeğim, oğlum doğduğunda ben de çocuktum henüz / Biz beraber büyüdük aslında / Ne kadar neşeli bir kızdım / Yıkılmamıştı dünya daha başıma / Ki çok da yalnızdım / Bebeğim işte hepsi bu kadar / Deniz yıldızının hikayesidir hayat / Ne kadar kurtarırsan kár / Kaç hayat kurtarırsan kár". "Deniz Yıldızı"nın ardından aynı tatta iki şarkı daha geliyor. "Yol Arkadaşım" ve "Hálá Haber". İki şarkı arasında da sözsüz, kısa bir Onno Tunç bestesi var. Şimdiye kadar hiçbir yerde yayınlanmamış. Onno Tunç’un kızı Ayda Tunç bu şarkıda babasının müziğine kemanla eşlik etmiş. Bu yüzden de şarkıya On:Ay ismi verilmiş. Bu sözsüz Onno şarkısı, "Yol Arkadaşım"a bir yanıt gibi. Sezen Aksu o şarkıda Onno Tunç’a isyan ediyor ya, "Ben sana küsüm aslında haberin yok" diye. Sanki Onno Tunç da ona "sabırlı ol" der gibi bu kısacık bestede.
BABASININ İZNİNİ ALARAK KOYDUĞU ŞARKI Şarkıları peşi sıra dinlemeye devam ediyorum. Bu arada Sezen Aksu uyuyor, henüz kalkmış değil. O yüzden çok açmıyoruz müziğin sesini, ki böylesi daha çok hoşuma gidiyor. "İyi şeyler de olmadı değil / Aynı deryaya doğru bu seyir" diye sürüp giden "Hálá Haber"in damar etkisinden kurtulamamışken, "Kırık Vals" geliyor. Sözlerini Yıldırım Türker yazmış bu şarkının. "Çiçek dürbünüydü ebruli sokaklar / Kederli olsa da güzeldi çocuklar" diye tatlı ve efkarlı "dün"ü anlatıyor şarkı. Bir önceki albümde yer alan "Eskidendi" tadında "Kırık Vals". Hırant Dink’e ithaf edilen "Güvercin"i de dinleyip iyice darmaduman olmuşken Sezen Aksu görünüyor merdivenlerde. Kırmızı yüksek topuklu terlikleri, "Sezen Aksu 88" albümünü çıkardığı zamanlardaki gibi kısacık sarı saçları ve siyah elbisesiyle yanıma oturuyor. Gelir gelmez yaptığı ilk şey de müziğin sesini sonuna kadar açmak oluyor, "Hiç bu volümde dinlenir mi ayol?" diyerek. Ve gümbür gümbür, "Roman"ı ve "İzmir’in Kızları"nı dinliyoruz beraber. "İzmir’in Kızları"nda genç kızlığını ve annesiyle babasının birbirlerini gördüğü ilk anı anlatmış Aksu: "Baba sen de ne biçim takardın kısacık eteklerime benim / Merdiven altında dizimden belime kadar kıvırıverirdim / Baba sen anasına bakıp da kızını almayacaktın / Küfürlerine anneannemin öyle gülmeyecektin / Daha görür görmez cigarasını tellendirdiğini Şehriban Hanım’ın / Su yeşili gözlerine dalmayacaktın". Bu şarkıyı yazdıktan sonra hemen babasını aramış Aksu, "Babacım böyle bir şarkı yazdım, izniniz olur mu?" diye. Babası "Elbette Sezen’cim" demiş kibarca. İzni koparmış yani Aksu.
200 YILLIK YATAK ÖRTÜSÜ Bunu anlattıktan sonra şöyle bir durup "İlk kez bu kadar kişisel bir albüm yaptım" diyor Sezen. Gerçekten de albüm kapağında yer alan çiçekli işlemeler bile öyle. Çünkü o işlemeler anneannesinin annesinden kalan bir yatak örtüsündenmiş. 200 yıllık bu yatak örtüsünü anneannesinin annesi Selanik’te manastırdayken yapmış. "Manastırda başka ne yapılır ki?" diye espri yapıyor Sezen. Ve koca örtüyü aşağıya indirtiyor görmem için. Hakikaten görkemli bir şey olduğunu söylemem gerek.
PEKİ ALBÜM NASIL OLMUŞ Albüm dinlemesi bitince, "Sabah sabah fenalık geçirmedin umarım" diye gülüyor Sezen. "Yok" diyorum, "Ama bir ara gözyaşımı Hisar’a doğru yüzdürmeyi düşünmedim değil". Evet bu albümdeki şarkıların çoğu memlekette olup biteni anımsatıyor ve doğal olarak iç acıtıyor (Mesela "Tanrının Gözyaşları" şarkısında "Bir büyük gözaltı hayatımız" deniyor, daha ne olsun?). Yine de albümün bütünü öyle geberik bir acı hissiyle donanmış değil. Ayakta tutan, daha huzurlu, daha olgun bir acısı var şarkıların (Memet şarkısında mesela: "Öyle bir karanlık kutu ki insan / Kimse hakiki bir cevap veremez sorsan"). Arada memleketin fıkır fıkır öteki ruh hali de giriyor devreye albümde. "Menajer", "Roman", "Kutlama" gibi şarkılarla. Kısacası yeni Sezen albümü bu: Dediği gibi "daha kişisel" ve nasıl bir coğrafyada yaşadığımızın altını sık sık çizen, vicdanı rahat etmeyenlerin anlayacağı dokunuşların olduğu bilgisayar katkısız şarkılarla dopdolu.