31 Ekim 2006

Sezen Aksu - Kalaşnikof

Sezen Aksu - Alaturka

Aşkını ölümcül öpen kadın Sezen


Bu kez sizlere 13 Temmuz da dünyaya merhaba diyen deli bir kız ı anlatacağım. Ruhunda ki kırmızıdan, ileride içeceği kırmızı saraptan, şiirlere şarkılara uzanan kırmızı dantel yataktan,günahlarını ve sevaplarını yazdığı yazacağı kırmızı kaplı kitaptan çoğalan kıpkırmızı bir delikız. Onun öyküsü daha doğarken sıradışılığı mesken edinecek tuhaflıkta gelişir. Bebekliğinden anladığı tek bir şey vardır ki o da çığlık atmanın yani şarkı söylemenin baştan çıkarıcı tek yol olduğudur. Bu yüzden ruhuyla yeni yepyeni bedenine gecerken yani dünyaya alışırken kendine söz verdiği için bu yolda korkusuzca ilerliyecektir. Bu uzun yolda ilerlerken oyununu kuralsız oynayarak, az esyayla hatta tek bir valizle yürüyecektir. O zamandan bildiği halada ısrarla sürdürdüğü az eşyayla yol almak felsefesi onun yaşamsal haz kaynağı olacaktır. Mülkiyet denen duyguyu yok edecek üzerine zulada bulduğu bir kaç şişe yakut açacak, kalın tonda gitmeli kalmalı, geri dönmeli, sen ağlamamalı bir ağıt yakıp, kırmızı bir mumun yanında kah kahkaha atacak kah ağlayacaktır. Kızımız deli bir şahane olduğundan ruh spektrumu oldukça geniş olacaktır az önce söylediğim gibi saniyesinde üzülüp gülebilecek hatta o an ölünüyorsa ölecek ya da o an yaşama sarılması gerekiyorsa yaşamı saçından yakalayacaktır. Çünkü o her daim düş bahçelerinde oturacak kendi bahçesinden elde ettiği mahsullerini insanlara sunacaktır. İnsanlara hizmette kusur etmemeye çalışacak,şarkı soylerken insanları tenlerinden yakalayıp saracak,masumiyete göz kırpacak,günaha, gühahsızlığa aynı oranda yakın duracak, hayatının içinden bir kaç şarkı bir kaç şiir bir kaç roman geçirebilenleri sevecek, aşklarını ölümcül öpecektir. Çünkü deliSEZEN denen bu kadın aşk için ölmeli aşk o zaman aşk diyerek memleketimiz insanlarına aşkın delice ölümcül olduğunu anlatanlardan olacaktır. Anadilinin aşk olduğunu yıllar geçtikçe daha iyi anlayacaktır. Aşktan bazen yara bere alan sesine hüzün boyutunun şiddetini daha da çoğalttığı için şarkı söylemeye farklı bir vocalle devam edecektir. Gerçek hayranları sesindeki yarayla şarkı soylerken ki halini daha çok seveceğinden dolayı bazen dost meclisinde bazende çok özel anlarında bir şişe yakutu kafasına dikerek şarkının özüne girecek yer yer bedenine elleriyle vuracak tara ra rar rara tay ray diye nara atacaktır. Atacağı her adım cesur olacaktır denenmemiş farklı melodilerle şiirlerini süsleyecek, deli çeyizinden her sene ayrı tadda ayrı lezzette şarkılar sunacaktır. Kendiyle dalga geçmesini de hiç kimseye fırsat vermeden çok iyi bilecek zeki bir auraya sahip olacaktır. Şöhret denen şeye dil çıkartıp, nanik yapıp bazen onla uğraşıp, kimi zamanda onu çileden çıkartacaktır. Kimi zamansa sırf kendini çevresini denemek için şöhrete teslim gibi durup kafasına üzümlerle süslü yeşil bir şapka takıp, pembe elbisesi, yüksek ökçeli turuncu ayakkabılarıyla gövde gösterecek, her zaman olduğu gibi cesurca harcadığı enerjisini bir kobay gibi ortaya koyacaktır. Olgunluk döneminde bütünün parçası olma hikayesini çok çok iyi anlayacak, kendine ait
kendine has şarkılar yapıp küçüğüm daha çok küçüğüm diyecektir. Gözlerinin arkasını bulmaya, sözlerinin alt yazısını kalp diline çevirmeye yani dileyene
satır aralarınıda okutmaya yemin eden deliSEZEN çoğu zamansa acısını öztürkçe okuyacaktır ve aşktan naber diyerek ben anlamam toptan tüfekten, ben anlamam taştan yürekten, akıntıya kürekten diye seslenecektir. Vazgeçerken tekrar dönüp öpüp koklamak isteyecek, koklamadan dokunmadan sevemiyeceğini söyleyecek, ayrılığın ölümden beter bir durum olduğunu anlatacaktır. Sevgililerine hayatımın kıymetlileri diyerek, nasıl havalandın bu tufandan hasar almadan bak ben yaralandım, paralandım imkansıza bağlanmaktan derken; istersen git git de sereyim yoluna yeni serüvenleri, yakalım gitsin bütün nedenleri diyerek, şarkısını söylüyecektir. Başka bir şarkısında azıcıkmışım anladım,görüp, hisettikçe suyun, toprağın, ağacın bilgeliğini bu yüzden yola çıkmalı diye bitirecektir. Sezen denen bu kadın yollara, ana caddelere çıkmanın, çıkıntılık yapmanın doğasına sahip olduğunu hep bilecektir. İzmirde ailesiyle oturduğu evin duvarlarına daha 10 yaşındayken arkadaşları tarafından deli sezen diye yazılacaktır.Teshirciliği ona doğarken hediye eden enerjisinin hiç bir zaman yüzünü kara çıkartmayacak olan bu deli kız her dost meclisinde, her sokakta, kaldırımda, kah dev sahnelerde, kah küçücük akustik mekanlarda teshirciliğini konuşturacaktır. Yıllar önce götürüldüğü çocuk doktoru ailesine şöyle söyler; beden küçük can büyük; o yüzden böyle der. Annesinin onla ilgili tespiti ise insan arsızı oluşudur evet küçük deliSEZEN daha o zamanlardan bu zamanlara insana doymak bilmez. Klan halinde yaşamayı sever eski aile modellerine aşıktır orta sınıf ahlakından geldiğini çok iyi bilir. Hayatın çok sert olduğunu ancak şarkı yazarak, beste yaparak bu sertliği yumuşatmak gerektiğini söyler. Meslek hanesinde söz yazarı, besteci, şarkıcı yazsada; o yaptığı iş için sadece hayat tamirciliği der. Şeytanında, meleğinde aslında insandan yana olduğunu bu yüzden günah denen günahsızlık denen yargıları toplumsal yaptırımları uçurmak, bırakmak derdindedir. O Sezen Aksu dur bol aşklı, tek çocuklu, deli, ozan, karizmatik, ziyadesiyle mistik, dokunmatik, şiirsel, komik, çıkıntı, fırlama, duyarlı, vefalı, sulugöz, seksi, küçük, sahici, şeker, muzip, İzmirli, sevgili, kız çocuğu, egzantrik, akılcı, radikal, doğal, zeki, hayalci, tutkulu, şahane. Hem feminen hem maskülen olabilecek kadar bol hücrelilidir; bazen telefonda sesini kalınlaştırarak en samimi dostlarını erkek sesi çıkartarak kandırır ve der ki benim içimde bir de Sezai var. Siz Sezen i görüyorsunuz ama Sezai de arada sırada konuşmak istiyor, bazen Sezainin duygularıyla da şarkımı yazarım der. Belki de bu yüzden kadınlar tarafından daha çok sevilir. Tüm hücresiyle anaerkildir yakın çalışma arkadaşlarından Üstün Barışta ise Sezenin kadınlar tarafından daha çok sevilmesiyle ilgili olarak; Anadolunun Ana tanrıçasıyla oluşan gelenek onunla devam ediyor ve Sezenin ilk doğumunun Çatalhöyükde olabileceğini söyler. Bu yüzden herkes onu seviyor ama kadınlar başta, der. Hayatın düğün ve cenaze olduğunu çok iyi bilir. Hayatına giren herkesin kıymetini bildiğini sık sık söyleyecektir. Dost arkadaş konusunda çok şanslı
oldugunu, iyi bir eş degil ama çok iyi bir sevgili olduğunuda derinlerinde hisseder. Aşka aşık deliSEZEN in gerçek idolü o daha küçük bir çocukken ölen
anneannesidir. Anneanne ailenin örtüsüz uçuklarındandır, mahallenin gözbebeği gençlerin akıl hocasıdır, ilahiler söyler, küçük Sezen onunla vakit geçirmeye bayılır ve yıllar sonra anlar ki o zamanlardan etkisinde kaldığı anneanne ye gün geçtikçe benzemektedir. Aşka ölümcül bağlı bu kadın, aşkı derinden yaşarken, bir aşktan bir aşka koşarken, uzun fırtınalı, bol müzikli, kanlı,gözyaşlı, cinayetli yani ziyadesiyle ölümcül üretken bir aşkta uzun süre konaklar. Bu aşkı yaşayan diğer şahanenin adı Onno Tunçtur. Türkiye ye bir dönem hiç durmadan aşklarından oluşan şarkıları sunarlar. O dönemin en başarılı albümlerine ardarda imza atarlar. Arada sırada birbirlerine kızıp öfke kanallarında yüzüp uzun bir süre görüşmezler aslında birbirlerine deli gibi aşıktırlar fakat gurur denen saplantı aşklarını bir süre yok eder. Bu süre zarfında başka albumlere ikiside produktor olarak imza atarlar. DeliSEZEN bu dönemde gel barışalım artık, ayrılmam, elveda, sıramı bekliyorum gibi şarkılar yapıp aslında Onno için kaleme aldığı bu tarz şarkıları sırf Onno anlamasın diye de kendisi söylemeyip Sertab Erener e, Aşkın Nur Yengi ye söyletir. Zaman zaman Onno yu döver, bir defasında Levent, Etiler sokaklarında tabancayla Onno yu kovalar yıllar sonra bu anısını anlatırken kah güler kah gözyaşını siler. yani aşkın ölümcül yanının hakkını sonuna kadar verir. 96 ocak ayında ONNO yu uçak kazasında kaybeder, uzun bir süre kendine gelemez,bu sure zarfında göklere, karlı havalara kendi kendine küfreder ama bir yandan da bilir ki hayat düğün ve cenazelerden ibarettir. Ayağa kalkar misyonunun bitmediğini hatırlayarak, ONNO ya bir selam çakarak yeni şarkılar yazmaya devam eder. Düş bahçelerinde oturup kategorize edilmek istemeyen bu kadın iklim değişmesinden dolayi rotasını kah akdeniz e kah ege nin yakamoz lu sularina sürer. Ayrıca yalnızlık senfonisini yazarak, cesurca yalnızlığını çağırır, hadi gelin üzerime, korkmuyorum hadi, der. Belalım diyerek arızalı aşkları sevdiğini bir kez daha milyonlara haykırır, şimal yıldızında oturmak ister. Bazen sevgilisinin gözlerine göz değmiş olmasından dolayı, dudaklarında günah tadı var suçluluk kokusu sinmiş tenine ben yine aynı hep affedici, der. Dünyanın geçiciliğinin, fani olmanın her an farkındadır bu yuzden de hayatı çok ciddiye alanları anlamaz onların alanlarına dahi yaklaşmaz. Aşkı, aşk şarkılarını Türkiye de en güzel yazan üç beş kişiden biri olan deliSEZEN binlerce şarkısından birinde aşk için; o bir yalniz, o kendine has, önlenemez durdurulamaz,o hepimizin efendisi, elinden kalbi olanlar kurtulamaz, o bir özgür, o bir kural yıkıcı, yasak delici, o bir bohem, o bir isyankar, onu ehlileştiremezsin, provası yok, antresi ani, yazıp bozup temize çekemezsin, o bir kaçık, o bir utanmaz asla kontrol edemezsin, çünkü onun adı aşk gerisi yalan; der. Ve bunu tanrının ona bağişladığı en güzel şekilde çığlık atarak söyler. İnsan sesine, çığlığına aşıktır. Aslında sözsüz sadece müzikten ve insan çığlıklarından oluşan bir albüm yapmak istemektedir. Son yıllarda gittikçe hem sözlerinde hem de müziklerinde daha da radikalleşir, kendi özünün, safiyetinin peşine düşer. Bu yüzden bazen hayranlarını biz eski sezen şarkılarını istiyoruz diye kızdırsada, kemikleşmiş izleyicisi tarafından yeni yaptıklarıda rahatlıkla kabul görür. Son yıllarda yazdığı bir şarkısında açıkça, farkındayım bu kızı yeniden büyütmeliyim demeye başlamıştır. Aynı şarkıda yaktığı gemilerden canının bu yüzden çok yandığından bundan dolayıda artık karşıdan baktığından dem vurmaktadır. Daha öncede belirttiğim gibi fazlasıyla mistik olan bu kadın Can Dündar ın ona soylediği gibi; sanki evrenin bütün sırlarını biliyordur da, korkmayalım diye yavaş yavaş bizlere şarkı olarak sunuyordur. Yaptığına pop müzik densede yazdığı şarkılar bazen öyle derinlerde bir yerinizi oynatır ki işte o zaman anlarsınız evrensel bir şarkıcıyla temastasınız. Teninizi adeta 7 şiddetinde sarsar, bu sırada tüyleriniz dik bir konumda mutlu mesut yaşam denen şeye kendini kaptırır. DeliSEZEN tanrının ona sunduğu bu hazineden dolayı bir şarkısında hayat sana teşekkür ederim, der. Oyuncak bebekleri sevmediğinden bahseder, ama kadınları, erkekleri, romanları,bıçak sırtlarında dolaşmayı hele başkaldıranları çok sevdiğini söyler. Acılarım oldu der herkes gibi ama herkese nasip olmayan sevinçlerim de oldu. Unutulmayı göze aldığını bu yüzdende hayata teşekkür ederim, der. Genelde konserlerinin sonunda bu şarkısıyla kapanışı yapar, konserlerinde 2,5 saat sahnede kalır. Oysa dünya normlarına baktığımızda profeyonel olarak bir şarkıcı 1,5 saat sahnede olmalıdır ama o kural sevmeyen bir kadın olduğundan burada da kendi bildiğini okur. Sahnede izleyici ile kurduğu ilişkiyi samimi olarak adlandırır biz der seyircimle birbirimize karınlarımızı açtık. Nasıl hayvanlar sahiplerine çok güvendiklerinden dolayı karınlarını açıyorlar biz de karşılıklı birbirimize karınlarımızı açıyoruz, der. Hiç bir zaman canımdan aziz dinleyicilerim beni sizler var etttiniz, ben bir sanatçıyım gibi laflar etmez, sahnede bu tarz sözlerle sonuna kadar dalgasını geçer. Şimdi hangi eser de sıra aaa hem de bir başyapıt, inanmıyorum hemde sözlerini müziğini de ben yapmışım derken öyle bir kahkaha atar ki işte o an bu küçük kadını içinize sarmak istersiniz. Eger ki bir Sezen Aksu konserine henüz gitmediyseniz şiddetle tavsiye ederim ki; hemen gidin, önlerden bir bilet bulun kendinize ve bu gizemli kadını gözlerinin içine bakarak kah matrak şarkılarında, kah hüzünlü bol aşklı şarkılarında,esprilerinde kaybolun. O sahnede olduğu sürece toplu meditasyon yapıyor gibi olacaksınız ve 2 - 2,5 saat boyunca dünya zamanından çalacaksınız.


Yazan: Cüneyt Duru

10 Ekim 2006

Sezen Aksu'dan töre şarkısı


Sezen Aksu, atv'de yayınlanan 'Sıla' dizisinden etkilenip 'Töre' adını verdiği bir şarkı yaptı. Aksu'nun seslendirdiği şarkı, dizinin ikinci bölümünden itibaren yayınlanıyor.
Beğeniyle izlenen atv'nin yeni dizi filmi "Sıla," reyting rekorları kırıyor. Cansu Dere, Mehmet Akif Alakurt, Zeynep Eronat, Menderes Samancılar gibi ünlü isimlerin rol aldığı; Mardin'in Midyat ilçesinde çekilen dizi filmi tutkuyla izleyen milyonlarca kişi arasında, Sezen Aksu da yer alıyor. Cuma günleri yayınlanan "Sıla"yı kaçırmayan Aksu diziden o kadar etkilendi ki, "Töre" adını verdiği bir şarkı yaptı. Ünlü sanatçı, bestelediği şarkıyı aynı zamanda yakın arkadaşı olan dizinin yönetmeni Gül Oğuz'a dinletti. Şarkıyı çok beğenen Oğuz, dizinin ikinci bölümünden itibaren Aksu'nun bizzat seslendirdiği şarkıyı dizide yayınlamaya başladı.
AŞKLARI İLHAM VERDİ
Sezen Aksu'ya bu şarkıyı besteleme ilhamını, Mardin'de kanun tanımaz törelerve töreye karşı gelen bir "aşkın" kahramanları olan Sıla (Cansu Dere) ile Boran'ın (Mehmet Akif Alakurt) aşkı verdi. Milyonları ekran başına toplayan dizinin konusuna gelince... Sıla, üç yaşındayken ailesinden koparılıp, başka bir şehre sürüklenir. O topraklarda kızların kaderini başkalarının yazdığının farkında değildir. Hiç duymadığı "berdel" kelimesi, hayatını tamamen değiştirecek ve hiç görmediği aşiret reisi Boran ile evlenmek zorunda kalacaktır. Artık Sıla, kocaman bir evde, yıkılmaz kuralları olan bir töreye hapistir.

TÖRE
Allah'ın emri değil bu
Kulların aklı
Hak'tan gelen değil bu
Bebeler doğar mı silahlı?
Töre töre töre
Olur mu kul kula köle?
Kin koydun kör yüreğe
Böyle adalet olur mu?

06 Ekim 2006

BAŞUCU KADINI


Kimse kimseyi sahiplenmiyor artık! Herkes herkesi ödünç alıyor hayatına. Ve hep bir “bahane” sevmeye dair. Yorgunum, sıkkınım, korkuyorum... Hep bir “bahane” aşka...
Çok canım yandı, çok can yaktım, çok yıprandım...
Bahaneydi bunlar...
Ben sevdim...
“Canım dostum sırdaşım,
Aynaya baktım yüzünü unuttukça,
Gelmiş bulundum,
Kalmış bulundum,
Bu dağ burada durdukça...”

Sezen yine burada... Her zaman durduğu yerden biraz daha farklı şimdi... Sanki bir masanın kenarına yaklaşmış gibi. Kedim gelip patisini çarpsa düşüp kırılacak gibi. Bırak beni rahat kalayım der gibi. Sanki sevmekten korkarmışım gibi. Bir şeyler ya eksilmiş ya da çokmuş gibi... Omuzlayamıyormuşum gibi...
Kör kütük sarhoşmuşum gibi...
Ne zaman bir Sezen Aksu albümü çıksa daha kolilerinden çıkmamışken görevlinin yakasına yapışır ve alt sıralardan bir tanesini çıkarır alırdım. Hem CD’sini... Hem kasetini... Üstelik bunlar sadece ilk satın alınışları olurdu. İkinci parti her zaman bunlar bozulunca yeniden alınırdı. Şimdi ne olacak bilmiyorum. Çünkü bu sefer farklıydı!

- Sezen geldi mi?
- Hayır 14 Şubat’ta...
- Peki teşekkürler...
- Bize öyle söylendi...
- Neyse Sezen bunu hep yapar...

Beklenirdi... Ümitle... Hırsla... Aşkla... Sevgilimi beklemediğim kadar beklerdim Onu. Annemi sevmediğim kadar severdim belki de bazen... Nankördüm söz konusu O olunca. Kıskançtım. Acımasızdım. Sanki hayatım sezen merkezli bir kompozisyonda inşa edilmişti. Yüzölçümü herkesten çoktu!

14 Şubat

- Sezen geldi mi?
- Hayır 2 gün sonra.
- Ne?
- İki gün sonra...
- Of neyse...

Sezen bunu hep yapardı evet. Önceki albümünü 1 ay beklemiştim. Her gün usanmadan gidip sormuştum. Sonuçta almıştım ama...

2 gün sonra

Beşiktaş’tayım. Aktüel çekimim var. Bir haber için benimle röportaj yapmak istiyorlar... Kabul ediyorum. İçimde “benden yana” bir heyecan var. Sırf kendim için heyecanlanıyorum. Uzun zamandır sırf kendim için düşünceliyim. Röportaj bitiyor. Beşiktaş Çarşı’da yürüyorum. Çorap alıyorum, kitap alıyorum. Birden farkına varıyorum girdiğim kitapçıda CD de satıyorlar ama ben dışarı çıkana kadar farketmemişim. Ne tuhaf Sezen’in CD’si gelmiş meğerse... Yeniden girmek istemiyorum aynı yere. İşkenceye devam ediyorum. Bugüne kadar Sezen CD’lerini D&R’dan alırdım. Nedenini bilmem. Sanki oradakiler daha değerli gibi gelirdi. Başka olurdu, sanki altın kaplı verilirdi. Öyle olmadı bu sefer. Hiç bilmediğim, görünümünü hiç sevmediğim küçücük bir dükkana girdim. Sezen çalıyordu içeride.

- Sezen istiyorum.
- Kaset mi?
- CD. Sadece CD.
- Buyurun.
- Ne kadar?
- 12 milyon.
- Nasıl?
- 12 milyon.
- CD’ler yeniden mi arttı. Allah Allah!

Ben fiyat soracağım alırken ve ardından da diyeceğim ki ne kadar pahalı! İmkansız bir rüya bu aslında. Ama dedim. Pahalı olmasa da battı gözüme. Sezen Aksu CD’si de olsa bir yerde düşündüm durdum. Oysa ki işim bu. CD fiyatı artacak ki para kazanacağım ben de dolaylı olarak. Utanmalı mıydım? Önceden milyar deseler gözüm kapalı verirdim Sezen için. Ne günler geçirdim ki yemek yemeyip kaset yerine CD almak için para biriktirdim!
Aldım da... Başucu kitaplarım Sezen Aksu CD’leridir benim için. Vaktim vardı. İşim gücüm yoktu ne yapacağımı düşünmekten başka! Hayatla nasıl baş edecektim acaba. Çok yalnızdım üstelik. Hakan’da çay içtim. İnce belli bardakta hemde. Ben hep büyük fincanları seçerdim birkaç aya kadar. Ne tuhaf!
CD’yi koydum önüme. Daha dükkanda açmaya başlamam gerekirdi ben önceki ben olsaydım. Öylece kabına baktım. Beyaz yüzlü, güzel dudaklı kadına... Bakışına... İmasına... Baktım öylece. Ha bu arada unutmadan eklemem lazım. Dükkandan CD alırken posterini de istedim. Bu yıllardır yaptığım bir şeydi. Yaklaşık 3000 küsür resim, her albümünün posteri ve bugüne kadar yayınlanmış tüm röportajları... Evimin en özel yerinde dururlar. Başucu Kadınıdır O benim için. Bak bundan vazgeçememiştim işte. Kocaman bir hatun poster istiyor. Olacak iş mi? Bu gidiş gidiş mi? Almıştım. Albümü açtım yavaşça. Her zaman albümün kimler tarafından ortaya konulduğunu merak ederim ama Sezen söz konusuysa hemen sözleri okurdum. Bu sefer öyle olmadı bu da. Kimler neler yapmışa baktım hemen. Çoğundan önceden haberim vardı ama baktım işte. Şaşırmadım hiç. Garipsemedim de. Garip olan tek şey bendim aslında. Halim! Hayatımdaki en büyük zaafımla kendi kendime baş edebilme savaşımdı! Can yakıcıydı. Bir çoğu için “hiçbir şey” ifade etmeyen bir aşk benim için bir savaş meselesiydi artık. Bahanem de çoktu üstelik! Sonra sözlere baktım, sonra kapağa... CD’nin dizaynını sevdim. Plak gibiydi. Zaten isminin konduğu herşey güzeldi.

Çayımı içtim. Arabaya bindim. CD’yi koydum ve dinlemeye başladım. İlk 3 şarkıyı hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde CD 4. şarkıya geçmişti. Nasıl atlamıştım? Neden atlamıştım? Nerelere gitmiştim?
Başa aldım. Dinlemeye başladım. Eve geldim evde de dinledim. Önceden hemen dinler sonra hisseder sonra da oturup yazardım. Bu sefer zaman verdim kendime. Tabii ki daha yeniyim bu savaşta... Sadece bir gün rötarlı yazıyorum bunları. Yavaş yavaş kazanıyorum kendimi sanırım.
Çok insanla didişmiştim Sezen yüzünden. Hıncal Uluç, Şafak Karaman, Sezenaksu grubu üyeleri vs. vs. vs.
Kim ne dese yalancıydı, kim ne hissetse acımasızdı, kim ne yazsa hayırsızdı! Sezen Aksu söz konusuysa herkes karşı taraftaydı! Şimdi denizin ortasında karşıya gitmekle, kıyıya dönmek arasında kalakaldım sanırım. Savaş böyle bir şey. Öldürdüklerine acımayacaksın, gözü kara olacaksın, beyninden vursalar seni, yüreğinle meydanda kalacaksın! O zaman kahraman olacaksın!

Posterini asmadım bu kez. CD’si öylece masada. Henüz yeri ayrılmadı başucumda... Ama durmadan Onu dinliyorum. İçim ağlaya ağlaya. Hırs yok içimde, şiddet de yok, lunapark çocuklarına benzemiyorum bu sefer ya da bağırıp çağırmıyorum şarkıları dinlerken. Çokça acı var içimde, çokça kabuklaşmış yara. Kanayacaklar diye bir şarkıyı iki kere dinleyemiyorum. Dövünmek istemiyorum bu sefer. Kendimi bağlamak istemiyorum bu kadına bu sefer. Yana yakıla “Çisel seninkini dinledin mi” diye soranlara “hı hı, evet” gibi kısa cümleler kuruyorum. Kendimi, kazanmayı hedef aldığım bu savaşta kaybetmek istemiyorum. Babam bana bakıyor televizyonda Sezen çıkınca. Annem kıskanmasını gerektirecek bir tavrımı görmüyor Sezen’den yana... Herkes bu sefer ki durgunluğuma şaşırıyor. Yazmak gelmiyor içimden, ezberlemek gelmiyor şarkıları. Ki ezberledim çoktan hepsini. 3. şarkıya geldiğimde hepsi kaydedilmiş beynime.
Kaybetmeye tahammülüm yok sanırım bu sefer. Bu kadar yıldır koşmaktan yorulan ayaklarımı basit bir dükkana sürmem bu yüzden. Yıllardır vazgeçemediğim kadını dakikalarca masada bekletmem bu yüzden. Yıllardır insanlara Sezen’in Çisel’i, Çisel’in Sezen’i çağrıştırmasının karmaşasını çözmeye çalışmam bu yüzden. Yıllardır her aşkın yarasını Sezen’in şarkılarıyla kapatıp, bir sonrakiyle açmam bu yüzden. Kanayan herşeyin bedelini insanlara yükleyip, bağlanan her yaramı Sezen’e bahşetmem bu yüzden! Söylediğim her şarkıyı Sezen gibi mırıldanmam, sustuğum her öfkemi Sezen gibi susmam bu yüzden. Yıllardır duvarlarımda ağırladığım kadının her suretini indirip, sadece içime gömmem bu yüzden. Bir saniyede sildiğim insanların yanında yıllardır çıkarıp atamadığım bir sevginin olmasının canımı çok yakıyor olması da bu yüzden. Kaybetmekten korkuyorum. Onu... Kendimi... Şarkıyı, türküyü, sesi... Sevgimi... İçimdekileri... İyi niyetlerimi... Hırsımı... Vicdanımı... Safiyetimi... Özelliğimi... Kelimelerimi... Hislerimi...
En mühimi körelen hislerimi...

Yazarken dinliyorum. Aldığımdan beri dinliyorum yalan yok. Dinlemezsem, o noktaya gelirsem ölürüm aslında. Ölmem lazım vazgeçersem. Ölmem lazım yazamazsam. Çok yıkıldım, çok kalktım, çok sahiplendim, çok reddettim. İnsanlara bakışım değişik artık. İnsanlara dokunmaktan nefret eden bir tenim var. İnsanlara benzemekten korkan bir yanım. İnsanlara direnmek için duvarlar var hayatımda. Onları kırardı Sezen. Belki de şimdi yıkamadığı için böyle herşey. İçimden geçiyor ama duvarlarımda takılı hala. O yüzden indirdim resimlerini her yerden, en çok neresi tozlanıyorsa orada duruyor ona ait olan herşey. İçim acıyor, dışım dirayetli. Sözüm sert belki ama yazılışları farklı...
“Kendimi korumaya aldım!”

Çok mu hayırsızım Sezen...
Çok mu tutarsız?
Ve belki de hırssız!
Ve belki de sırsız...
Seni hiç saklamadım, söylediklerine sopranodan eşlik ettim. Sustuğun kadarına susup söylemek istediklerine hep konuştum. Hiç istemedim bilmeni beni. Hiç derdim yoktu karşına çıkmaktan yana. Hep “belki de tanısan vazgeçersin” dediler. Tanımadan da vazgeçebilirdim. Vazgeçmek çok kolaydı o meşhur şarkını söylerken. Bir eda, bir çalım altında unutulur giderdi herkes, hatırlandığı hızda!
Ben seni her defasında biraz daha içime sokuyorum. Soktukça dışarı akamıyor içimdekiler. Saklamak benden yana, söylemek uzak artık. Bu aralar büyüdüm ben. Bu aralar kalkıp gitmek var içimde. Hiçbir muhtara hesap vermeden. Seni yanıma alır mıyım soruyorum kendime? Diyorsun ki “tebdil-i mekanda ferahlık yokmuş aslında, acının yüzölçümü yeryüzünden çokmuş aslında!”

Acı varken içimde sana tutunurdum. Yalnız değilim derdim. Gitgide alıştım. Sana çok alıştım.
“Canım dostum sırdaşım,
Aynaya baktım yüzünü unuttukça,
Gelmiş bulundum,
Kalmış bulundum,
Bu dağ burada durdukça!”

Çokça öldüğün günü düşünüyorum bu aralar. Senden kaçışlarımı destekleyen yegane sebebi. İnsan
kendisinin yanına koyduğu resmi iyi seçmeli. O yanyana duruş; sevgiyi de ölümü de eşitliyor çünkü. Her ikisi için de aynı acıyı duyuyorsun. Aynı sorumluluğu taşıyorsun. Sen benim çocuğumsun. Yıllardır her anını resimleyip, her anısını saklayıp, her acısını beraber yaşadığım çocuğum. Seni ben doğurmadım diyemem. Seni büyütmedim diyemem. Sen benim çocuğumsun. Ölmeni istemiyorum. Yanındaki resme ne olacağını biliyorum. Bahanem hazır. Seni sevmekten artık korkuyorum. Bir daha kimseyi sahiplenmeyeceğime yemin ettim. Herşey değişti... Büyüdüm. Üstelik “Yetişkinliğimden de hiç hayır yok!”

Hayatımdakiler listesinde hep kalan sen oluyorsun. Dokunmadığım için sana, görmediğim için sahneden başka yerde, söylemediğim için yüzüne, nefesini duymadığım, elini sıkmadığım, omzuna yaslanmadığım, ayak tozumu halına sürmediğim, herşeyi senden destekli öğrendiğim için.
Hastalık bu bendeki. Psikologlar ne halt etmeli? Xanax’ı avuçla içip, seni fonda duymadıkça huzur yok bana... Herşey değişti Sezen... Herşey değişmeli!

“Hani herkes arkadaş,
Hani oyunlar sürerken,
Kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Hani biz kimseye küsmemiş,
Hani hiç kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden...”

Durum farklı artık. Argo aşklar çıkışta. Herkes herkesi “çıkışta” bekliyor. Herkes herşeyi kendine göre şekillendiriyor. İnsan olmak rayından çıkmış, yine de istediği yere gidiyor. Ne zamandır kendinde olmayanlar var. Ben şimdi en çok delileri seviyorum. En çok isyankarları... En çok acımasızları... Öldürürken acıyorsan, er meydanında birilerinin arkasına saklanıyorsan kahraman olamıyorsun. Ya da bu hayata direnemiyorsun! Ben de bittim artık kalmadım...

Seni hala deliler gibi seviyorum...
Her anını her anıma denk koyuyorum.
Bu aralar bohçaları dağıtıp, bavullarıma yükleyip, kırmızı kurdeleleri olan bir hayata alışmaya çalışıyorum. Kim açarsa, kim girerse içime seni de orada bulacağı ihtimalini de göze alıyorum. Seni sevmek kadar zoru yoktu...
Kendimi korumaya aldım
Bana bu aşkın olmuş olabilecek tek faydası bu,
Bastığım yerin ayağımın altından
Kızgın kumlar gibi kayması bu!

Aklım yüreğimden yana değil,
Hep bir mani sunuyor önüme,
Biraz zamana ihtiyacım var ama...
Seni bu yazının sonunda da seviyorum...
Beynimden vurulmuş olsam da yüreğimle kalıyorum meydanda...
Senden vazgeçme savaşımın sonucu yine bu;
ISKA!!!


Çisel ONAT
derki.com

Sezen Aksu - "Nostalji"

02 Ekim 2006

Sezen Aksu - "Bin yıl önce..." -Yetiş Doktor

 8o  XMLº 
Blogwise - blog directory
Music Blog Top Sites
blog search directory
Blogarama - The Blog Directory
Proogle.de
Link Dünyası>
Technorati Profile