Türk pop müziğinin ünlü ismi SezenAksu'nun hayatı, kendi sözcükleriyle dile gelecek. Kitabı gazeteci ve çevirmen Sevin Okyay hazırlayacak.
Ünlü sanatçı SezenAksu'nun hayatı, İş Bankası Kültür Yayınları'nın 'Nehir Söyleşileri' serisi içinde kitap olarak yayınlanacak. Gazeteci ve çevirmen Sevin Okyay'ın hazırlayacağı kitabın çalışmalarına ekim ayında başlanacak. Önümüzdeki yıl basılacak kitap projesinin SezenAksu'yu çok heyecanlandırdığı söyleniyor. Yayınevi tarafından Aksu'ya böyle bir projede kiminle çalışmak istediği sorulduğunda sanatçı hiç düşünmeden, Sevin Okyay'ın ismini vermiş. Yaklaşık 20 yıldır birbirlerini tanıyan Aksu ve Okyay, ekim ayından itibaren beş ay neredeyse birlikte yaşayarak söyleşileri gerçekleştirecek. SezenAksu'nun doğumundan da öncesinden başlayarak tüm hayatı; ailesi, çocukluğu, öğrencilik yılları, aşkları, evlilikleri, sanat hayatı ve yaşamında iz bırakan bütün olaylar kitapta fotoğraflarla belgelenecek. Sinema, müzik ve spor yazılarıyla tanıdığımız, özenli çevirilerle Harry Potter serisini sevdiren Sevin Okyay, kitap için hazırlıklara başlamış bile... "SezenAksu'nun bu çalışmayı benimle gerçekleştirmek istemesine çok sevindim," diyen Okyay, kitap için nasıl bir plan izleyeceklerini de şöyle anlatıyor: "Hayatını birlikte yaşadığımız, gizlisi saklısı olmayan bir sanatçı Sezen Aksu. Projeyi duyduktan sonra onunla yapılmış bütün söyleşileri okudum. Zaten kendisini yıllardır tanıyorum. Ekim ayında da onun Kanlıca'daki evinde uzun saatler geçirip bütün hayatını en ince ayrıntısına kadar konuşacağız." İş Bankası Kültür Yayınları'nın Nehir Söyleşileri serisinde, meslek hayatı ve kendi kişisel tarihiyle Türkiye'de ve çoğu Türkiye sınırları dışında da iz bırakan isimler yer alıyor. Daha önce de Prof. Dr. Türkân Saylan, Adalet Ağaoğlu, Attilâ İlhan, Prof. İlber Ortaylı gibi isimlerin hayatları, kendi sözcükleriyle yayınevinin bu serisinden yayınlandı. (Figen Yanık'ın 15.07.2006 tarihli Sabah'taki haberi)
Sezen Aksu sadece Yeni Aktüel okurları için yeniden objektifin karşısında... Sezen Aksu, son dönemde çıkan birçok albümdeki şarkılarıyla; giyimi, kuşamı, endamı, hal ve davranışlarıyla sanki yeni bir boyuta geçiyor. Sıkı bir mücadeleden sonra tamamen atlattığı rahatsızlığından eser yok. Yakınlarının "kenarda köşede bir, iki tane kalsın" telkinlerine rağmen tüm şarkılarını dağıtan Sezen Aksu'nun, yepyeni şarkılardan oluşacak yeni albümüyse 2008'de...
Yıl 1986. 11 yaşındaki kız çocuğu bir şarkı dinlerken o şarkıyı söyleyenin sesinin buğusunda aşkın ne kadar güçlü, ne kadar ölümcül olabileceğini anlıyor tüyleri ürpererek. Yıl 1988. O buğulu ses bir çocuk sevmiş sonra uzaklarda. Aynı kız, o çocuğun kendisi olduğundan emin, ihtiyarlamanın kederiyle ürpermiş bu kez 13 yaşının ergenlik rüzgârlarında. Yıl 1989'a geldiğinde ilk kez âşık olmuş genç kızımız. Rehberi yine o sesin yükseldiği şarkılar. 29 Haziran, yıl 2006. O kız birazdan o sesin sahibiyle ilk kez yüz yüze gelecek. Çünkü, onun çok özel fotoğraflarıyla süslü bu sayfaların metnini yazmaktan mesul.
Aslı Ortakmaç'ın yazısı, Yaşar Gaga'nın fotoğlarıyla bu hafta Yeni Aktüel dergisinde
Ben bu kadını halk konserinde de dinledim, dostlarıyla yemek yediği lokanta masasında dayanamayıp söylemeye başladığında da, yurtdışında da dinledim, giriş ücreti bir servet olan zengin eğlencesi mekânlarında da. Bir şey var, hiç değişmiyor: O şarkısına başlıyor, mekânda bulunan siz deyin 500 bin kişi, ben diyeyim 35 kişi hep bir ağızdan o şarkıyı söylemeye başlıyoruz. Diyarbakır'da Newroz alanında toplanmış 500 bin kişiye 'Gülümse'yi söylerken de böyle bu, İstanbul Açıkhava'daki 4 bin kişiye 'Sen Ağlama'yı söylerken de, Londra'da Covent Garden'da veya Barbican'da 'Şinanay'ı söylerken de aynı, Efendi Show Center'da kalburüstü insanlara 'Sarı Odalar'ı söylerken de... Çok sevenleri farkında ama herkes bilsin istiyorum: Sezen Aksu, Türkiye'nin ortak paydalarından biri, popüler kültürümüz söz konusu olduğunda da belki yegânesi. Bu ülkenin siyasetçileri ve başka önde gelenleri her Allah'ın günü bıkmadan usanmadan bizleri bölen, ayıran, hatta şiddetli çatışmalara sokan konular bulup bunları önümüze sürmek için uğraşırken, Sezen Aksu sırf içinden geldiği için şarkılarını söylemeye devam ediyor ve bizi o şarkılarıyla birleştiriyor. O 30 yıldır şarkı söylüyor ben de bir o kadar yıldır onu dinliyorum. Önceki akşam İstanbul'da Açıkhava Tiyatrosu'nda onu izlerken aklıma geldi ilk kez: Sezen Aksu sahneye çıkıp söylemeye başladığında, türbanlıyla türbansızın, Türk'le Kürt'ün, erkekle kadının, sağcıyla solcunun, izolasyonistle AB'cinin hissettiği şey aynı oluyor: Bağıra bağıra şarkı söylemek ve o kendiliğinden oluşan müthiş koroda erimek. İnanın bana, canlısını kalabalıklarla birlikte sahnede izlemekle onu ne bileyim CD'den veya radyodan dinlemek arasında fersah fersah fark var. Bir Sezen Aksu konserine gitmediyseniz, aslında onu çok ama çok eksik tanıyorsunuz demektir. Çünkü sahnedeki Sezen Aksu, bence sadece çok güzel şarkılar söyleyen biri değil, bundan çok öte, çok daha büyük ve değerli bir şey. Türkiye, ben kendimi bildim bileli, yani 70'li yıllardan beri kutuplara ayrılmaya çalışılıyor. İnsanların arasında fikir ayrılıkları olması son derece doğal. İnsanların birbirlerinden farklı olduklarını düşünmeleri de eşyanın tabiatı gereği. Önemli olan bu ayrılıklara yapılan vurgular, bu ayrılma noktalarının öne çıkarılması, siyaset denen oyunun sadece ve sadece bu ayrılıklar üzerinden yapılmak istenmesi. Hoş, Türk milleti kendi içgörüsü sayesinde politikacıların olmasını istediği kadar keskin çizgilerle bölünmüyor, buna hâlâ direniyor ama Allah aşkına söyleyin, bu ayrılık meselesi bu kadar sert biçimde kaşınmadığı zamanlarda birbirimize bu kadar diş biliyor muyduk? Bakın, din üzerinden siyaset yaptıkları izlenimini bir türlü silemeyenlerin de önemli katkısı sayesinde, hepimizin ortak kültürü olan din bile Türkiye'de ayrılıkların, cepheleşmelerin konusu haline geldi maalesef. Bugün yine cepheleşme, kutuplaşma temelli siyasi arayışlar almış başını gidiyor. Şimdilik başarılı olunma ihtimali yok gibi gözüküyor bu kutuplaşmada ama yarın ne olacağını bilemiyoruz elbette. Oysa bence Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, Sezen Aksu örneğinde gördüğümüz türden bizi doğal yollarla birleştiren bir kültürü yaratmak, onu desteklemek, onu yüceltmek. İyi ki varsın Sezen Aksu. Varlığınla ümit veriyorsun. (İsmet Berkan'ın 01.07.2006 tarihli Radikal'deki yazısı)