Ferhat Göçer ve Hüsnü Şenlendirici'nin sunacağı 'Sarı Sıcak' adlı şov bu akşam atv'de başlıyor. İki yıldız yaz boyunca ekran başındakilere müzik ziyafeti çekecek. Yaz akşamlarında, atv'de güneş hiç batmayacak... Ünlü tenor Ferhat Göçer ve klarnet ustası Hüsnü Şenlendirici "Sarı Sıcak"ta buluşacak. Ekran başındaki atv izleyicileri yaz boyunca kaliteli müziğin ve dansın keyfini çıkaracak. Klasik şov programlarının ötesinde, her hafta değişen konseptiyle ve birbirinden ünlü konuklarıyla gerçek bir müzik şölenine dönüşecek olan 'Sarı Sıcak', Türkiye'nin tüm renklerini ekrana yansıtacak. Her programda farklı bir ses, farklı bir tını yükselecek usta sanatçılarımızdan... Bir hafta Anadolu türküleriyle hüzünlenip coşacak diğer hafta Türk Müziği nağmeleriyle mest olacaksınız. Nostaljik şarkıları dinlerken eski günleri anıp iç geçireceksiniz. Program, en iyi müzisyen ve yorumcuları aynı sahnede buluşturacak. Şarkı-türkü yorumlarında müzisyenler tarafından müzikal sentezler denenecek. Sarı Sıcak bölüm başlıkları: ANADOLU: Türküler, konuk sanatçılarla birlikte seslendirilecek. FİLM-DİZİ MÜZİKLERİ: Bu bölümde son 20 yıldaki film ve dizilerinin "hit" olmuş müzikleri var. GREK GECESİ: Bölüme Yunanlı sanatçılar gelecek. ARABESK-ORYANTAL: Arabesk starlarımızın yanı sıra, Arap ülkelerinden müzisyenler ve dansçılar var. ROMAN GECESİ: Makedonya ve Romanya'dan konuklar olacak. 'Bizim Romanlar"da coşturacak. SEZEN AKSU ŞARKILARI: Minik Serçe'nin şarkılarıyla katılacağı iddialı bir bölüm.
Dünyaca ünlü müzik yapımcısı ve besteci Arif Mardin, 74 yaşında New York'ta hayata gözlerini yumdu. Arif Mardin; Bee Gees, Bette Midler, Diane Ross, Aretha Franklin, Barbra Streisand, Phil Collins, Jewel, Chaka Khan ve son olarak Norah Jones gibi çok sayıda ünlü sanatçı ile çalışmış, prodüksiyon ve müzik aranjmanlarını yapmıştı. Grammy'de tam 11 kez (2 kez "Yılın Yapımcısı" olmak üzere) ödül kazandı ve 40'tan fazla altın ve platin plağın sahibi oldu.
BKM Açıkhava’da konserleri Sezen Aksu ile devam ediyor. Sezen Aksu şarkılarını bir kez daha tüm sevenleriyle paylaşacak. Yıldızların altında, bir yaz gecesi Sezen Aksu dinleme ayrıcalığı yine BKM Açıkhava’da... Sezen Aksu 29 Haziran Perşembe Saat: 21:00 Mekan:Harbiye Açıkhava Tiyatrosu Bilet Fiyatları: C BLOK: 100 YTL A - B - D - E BLOK: 80 YTL H - K - L - M - G -N BLOK: 65 YTL F - P BLOK: 55 YTL Merdiven: 55 YTL
Ah süremedim safasını, gençliğim ziyan zebil Hadi sen uçur güvercini bu kader değil. Yar yüreğini sıcak, aklını serin tut Altı üstü gelip geçici bir kara bulut.
Sezen Aksu, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda verdiği konserde, 30 yıllık meslek hayatı boyunca İzmir için yazdığı ilk parçayı seslendirerek İzmirli hemşerilerinin gönlünü fethetti. 'İzmir Yanıyor' adlı parça, dinleyiciler tarafından çok beğenildi. Türk Pop Müziği'nin Kraliçesi Sezen Aksu geçtiğimiz hafta sonu Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda sahne aldı. Performansıyla kendisini dinlemeye gelenleri büyüleyen 'Minik Serçe' repertuvarında eski şarkılarının yanı sıra daha önce hiç seslendirmediği parçalara da yer verdi. Aksu, konser sırasında önce 'İstanbul İstanbul Olalı' isimli şarkıyı seslendirdi. Ardındansa bir süredir kendisinden İzmir'i konu alan bir parça yazmasını isteyen hemşerilerine bir jest yaptı ve İzmir'de geçen büyük bir aşk hikayesini anlatan 'İzmir Yanıyor' adlı yeni şarkısını okudu. Dinleyicilerin büyük beğenisini toplayan şarkı bittiğinde Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda alkış tufanı koptu. Sezen Aksu, 1989'da yazdığı 'İstanbul Hatırası' ve 2002 yılında yaptığı 'İstanbul İstanbul Olalı' şarkılarıyla İstanbul'da yaşanan aşkları anlatmıştı. Egeliler'e seslenen tek şarkısı ise 'Kalbim Ege'de Kaldı'ydı. 'İzmir Yanıyor' adlı şarkının gün ışığına çıkmasıyla, hem İzmirliler'in bir hayali gerçekleşti, hem de Aksu 30 yıllık meslek yaşantısı boyunca ilk kez memleketi İzmir'i konu alan bir şarkı yapmış oldu.
İzmir Yanıyor Gurubun rengi bir de boyarken sahili turuncuya, Hiç tadım yok. Ne hilal, ne de çoban yıldızı teselli etmiyor, Acım çok... Söz-Müzik: Sezen Aksu (13.06.2006 tarihli Sabah'tan)
SÜPERSTAR’IN MERAKLA BEKLENEN ALBÜMÜ 14 HAZİRAN 2006 ÇARŞAMBA GÜNÜ MÜZİKSEVERLERLE BULUŞUYOR… Ajda Pekkan’ ın kendisiyle, hayatla, müzikle, sevenleriyle, hesaplaştığı yeni albümü, yıllar boyu dinlenecek, klasikler arasında yerini alacak, yepyeni, tam bir Ajda Pekkan albümü. Yepyeni şarkılar, yeni soundlar, 2 cover ve süperstarın muhteşem yorumu ile hayat bulan 12 şarkıdan oluşan albümde Fikret Şenes, SezenAksu, Orhan Gencebay, Zülfü Livaneli, Tuna Kiremitçi, Bülent Özdemir, C. Malgiaglio/G.P Felisatt ve Capdevielle/Jean Patrick Gaston Andreca’ nın sözleri ve besteleri yer alıyor.
Albümde SEZEN AKSU’nun 4 adet sözü (COOL KADIN, VİTRİN, ALDATMA, TUFAN) ve bir adet söz ve bestesi (YOK Kİ), ZÜLFÜ LİVANELİ’ nin bir adet söz ve bestesi (SEVDALI BAŞIM), yılın şarkısı olan “Lale Devri”nin bestecisi BÜLENT ÖZDEMİR’in 2 adet bestesi (TUFAN, AMAZON), albümün genç bestecisi CAN ALGEÇ’ in iki adet bestesi (COOL KADIN, VİTRİN), albümün sürpriz ismi yazar TUNA KİREMİTÇİ’ nin bir adet söz ve bestesi (MUCİZE), bir adet sözü (AMAZON), albümün ikinci sürprizi, ünlü sanatçı Emma Chaplin’in dünyaya tanıttığı şarkısı “SPENTE LE STELLE”... Farklı bir aranjmanla, klasik opera korosu ve klasik yaylılar eşliğinde İtalyanca seslendiriliyor. Süperstar bu albümün fotoğraf çekimlerini Nihat Odabaşı ile gerçekleştirdi.
iki cover… Ajda Pekkan ’ın 1973 senesinde 45’lik olarak ilk kez seslendirdiği ORHAN GENCEBAY’ın “KADERİMİN OYUNU” şarkısının rock versiyonu. 1972 senesinde yine 45’lik olarak seslendirilen sözleri FİKRET ŞENES’e ait olan şarkısı “OLANLAR OLDU BANA”. Albümündeki 9 şarkının düzenlemesi KIVANCH K, diğer alt yapılar AYTUĞ YARGIÇ, CEM OYAL ve MEHMET ESEMEN’e ait.
Siyah ışığa çağrı mıdır? Çağrı söz müdür, şarkı mıdır?
Kubbesinde kırmızı, mavi, sarı ışıkların asılı olduğu büyük çadıra girdi. Mavi koltukların önünden ağır adımlarla geçip sahnenin önüne geldi. Buradan bakınca boyu, sahneden biraz uzundu. Giysileri siyahtı. Baştan başa siyah… Onca rengin içinden neden siyah?
Siyaha kendini katmak daha mı kolaydır? Siyah renkleri daha mı saf bırakır?
Sahneye baktı. Sandalyeler, kablolar, enstrümanlar, notalar, plastik su bardakları ona baktılar. Sahneye çıkan beş küçük tahta merdiven ona baktı. Şimdi sakindi her şey ama akşam bir şölen yaşanacaktı. Gitar “mi majörle” tanışacak, keman notalara ses verecek, piyano sözle yarışacaktı…
O tepesinde enkli yağlı kağıtlarla kaplanmış ışıklarla aydınlanacaktı. Ama şimdi siyahtı. Baştan başa siyah…
Siyah ışığa çağrı mıdır? Çağrı söz müdür, şarkı mıdır?
Salon boştu. Zemin tahtaydı. Adımlar ağır ve yankılıydı. Sahneyi kulisten ayıran uzun perdelerse siyahtı. Kalındı.
“Mım mımmmlarını” duydum. Sözsüz, notasız mımmm mımmlarını… Vokalde. Sahne boştu. İnce uzun çeliğin ucuna tutturulmuş mikrofona bir karış mesafedeki dudaklar, en erken birkaç saat sonra yerini alacaktı. Çelik renkli mikrofon nefese, sese hasret bekleyecekti bir müddet.
Ama mırıldanmalar yalnız değildi. Tahta zeminden yükselen tok gıcırtılar ve perdelerin hışırtıları boşluğu dolduruyordu. Yürüdü. Yalnız ve karanlıkta. Mımm mımların tonu yükseldi, “nanı nanı n ana naaa. Nanıım” Yankısı iyiydi salonun.
Ses, siyahta daha mı güçlenir? Siyah sese duvar mıdır?
Sahnede yürüdü. Kenarda bekleyen sandalyeyi getirip orta yere yerleştirdi. Sırtını salona, yüzünü orkestraya verdi. “naın nanı na naaaaa na naaaammmm”
Bu sessizlik, tek başınalık iyi gelmişti. Birazdan nasılsa başlayacaktı curcuna. Akrtlar, bağırışlar, tonlamalar, ses ayarlamalar, efektler, parça geçmeler… Şimdi böyle kendisi ve mım mımlarıyla…. Sustu. Sessizlik siyahtı. Siyah ve derin.
Birden bir kanat çırptı koca salonda. Kemanın yanından, davulun üstünden gitara doğru bir gölge uçtu. Siyahın içinde yorgun bir kanat sesi…
Sustu. Nefesini tuttu. Ne tahta zemin gıcırdadı, ne kalın perdeler hışırdadı. Sadece koca kubbe, salonun üstüne yağan yağmurun, bir de siyahın içinde bir yerlerde gizlenmiş kanadın sesi vardı. Yerinden kalktı. Daha ilk adımını atmıştı ki, telaşlı kanatlar çırpınışa geçti. Çırpınış karanlıkta büyüdü. Durdu. Telaşlı ve korkak kanatların sahibini ürkütmemek için yerinde çakıldı kaldı. Ses yine çıkıp gitmişti salondan. Bir tek yağmur, tek yağmur…
Kırmızı pençeler, tahta zeminde tıkırtılar çıkardı. Ve minik gaga tık tıklar… Kanatlar bir açıldı bir kapandı. Birden, piyanodan “dooo” sesi yükseldi. “Do” salonu doldururken, kanatlar mavi, sarı, kırmızı lambaların asılı olduğu tavana yönelmişti. Geniş ve bomboş salonda, üstelik dışarıda sağanak yağmur ve soğuk varken uçtu.
Kendi rüzgârından üşüyerek… Yorgun ve ıslak bir kumruydu. Gördü.
Sahnenin tepesindeki çelik boruların üstünde, bir öne bir arkaya yaylanarak dengesini kurmaya çalışan, pas kanatlı, minik gagalı, zayıf ve yalnız bir kumruydu. Lambaların yaydığı sıcaklığa sığınan üşümüş bir kumru… Öylece durdu. Kırmızı jelatinle kaplı lambanın sıcağına yerleşti. Gülümsedi mi? Şarkısını söyledi. “Amaa sizin adınız ne?” Kimse bilmedi. Kimse cevap vermedi. “Benim dengemi bozmayınız” Orada kelimeler uçuşuyordu. Harf, ses, söz uçuşuyordu. Uçuyordu. Şarkı söylüyordu. Şarkılarda bildiği bütün sevdaları, aşkları, hüzünleri, çelişkileri söylüyordu. Kızgınlıklarını, kırgınlıklarını… Duydum. Ellerini, zaten küçük olan ellerini yumruk yağmıştı; sıkıyordu. Karanlığın içinde, ışığı peşine takan iki yumruk havada sessizliği dövüyordu. Sessizlik şarkıya, alkışa yeniliyordu. Gördüm. Kimselere sezdirmeden sözleri, şarkıları, notaları topladı karanlıktan. Karanlıktan karanlığı topladı. Tılsım mıydı? Kim bilir? Giysileri siyahtı. Karanlık değil, siyah..
Siyah nerede başlar, karanlık nerede?
Şarkı söyledi. Saatlerce. Tıka basa dolu salonda an oldu hüzünle baktı gözler, an oldu gülüşlerle kıvrıldı dudaklar. Şarkılarda yaşamı söyledi. Hayır, söndürün o gözünün içinde patlayan mavili, yeşilli, kırmızılı sahte sahne ışıklarını. Görmüyor musunuz, sevmiyor, gözlerini açamıyor. Sesinin tınısı, ışığın içinde kırılıyor. Bırakın karanlığa söylesin şarkısını. Hele hele o dumanı çekin alın gözlerinden, gözbebeklerinden; savurun; görmüyor musunuz, soluk alamıyor. Eğildi. Küçük elleriyle kocaman öpüşler gönderdi karanlığa; alkış topladı. Şarkıları, sevgileri, aşkları topladı. Sonra kalın siyah perdenin arkasına geçti. Ilık su içti, terini sildi. Siyah giysisinin üstüne siyah şal attı. Karanlıkta bir tek beyaz yüzü kaldı. Kocaman arabasını getirdiler kulis kapısına. Koştu. Soğuk çelik kapıya dokundu; dondu. Hızla geri döndü, boş salona daldı. Sıcağa sığınan kumruyu aradı. Kırmızı jelatinli lambanın yanı boştu. Mavininki de, sarınınki de… Bütün lambaların yanı. Salon karanlıktı. Sahne boştu. Dışarıda yağmur hala sağanaktı, hava soğuktu. Yavaş adımlarla kapıya yöneldi. Arabasına biniyordu ki, boş salondaki piyanodan “do” sesi yükseldi. Gülümsedi. (Fügen Ünal Şen'in, Özgür Yayınları'ndan çıkan, Bir Anı Paylaşmak adlı kitabından)
Beşiktaş Kültür Merkezi'nin 4 yıldır düzenlediği 'BKM Açıkhava Etkinlikleri' bu yılda ünlü sanatçı SezenAksu'nun konseriyle başladı. Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleşen konseri yağmura rağmen 5 bin kişi izledi. Minik Serçe şarkılarını söylerken yağmur şiddetini artırdı. Bunun üzerine Aksu, gökyüzüne bakarak "Allah'ım ne yapıyorsun. Lütfen lütfen..." diye dua okudu. Yağmur dinince de "Şarkı söylerken bir taraftan da dua okudum. BKM yetkilileri bir daha beni ilk sıraya koymayın. Hep yağmura denk geliyorum" dedi.
Geçen haftaki "SezenAksu'yu bu kadar sevmeye mecbur muyuz?" yazıma daha o gün cevap geldi. Sezen Aksu beni aradı. Böyle birkaç yılda bir telefonda konuşuruz biz. Keşke daha sık konuşsak!... Yaptığı kimi komplimanları kendime saklıyorum, ama işte okuru ilgilendirenler: Temelde yazdığım doğru: Sezen eski albümlerini artık kendisi yayınlıyor. Bunları uzun uğraşlar ve büyük paralarla 'piyasadan toplamış', çoğu kaçak olarak, kötü kayıtlarla yayınlanan albümleri sırayla kendisi yayınlıyor. Bunların en yeni teknolojiyle ve ayrıca arşiv çalışmasına yakışır bilgilerle donanmış olarak dinleyicisine ulaşacağını söylüyor. Ama ayrıca benim önerdiğim 'best of' projesine de sıcak bakıyor, bu konuda da kapsamlı bir girişimin içindeymiş. Böylece yakın zamanda Diva'nın tüm ürünleri en sağlıklı biçimde elimizin altında olacak. Ve ne yapalım, madem onu bu kadar seviyoruz, pamuk eller cebe deyip alacağız!... (Atilla Dorsay'ın 09.06.2006 tarihli Sabah Cuma'daki yazısından)
Açıkhava Konserleri'nin açılışı SezenAksu'yla olmuştu. Sanatçının dün akşam performansını kaçıranlar bu akşam saat 21.00'de izleyebilir. Geçmişten günümüze şarkılarını seslendiren Minik Serçe, kimi zaman yüreğinizin tellerini tir tir titretip hüzünlendiriyor, kimi zaman da eğlenceyi hat safhaya çıkarıyor. Mutlak beğeni içeren bu konser sürprizlere gebe. Haberiniz olsun!
POPSAV, 2005'in başarılı sanatçılarını ödüllendirdi. Ödül kazanan birçok sanatçının gelmediği törende Sezen Aksu, "Ödüle doydum. Bana daha ödül vermeyin" dedi. POPSAV (Popüler Müzik Sanatı Vakfı), 16 yıllık tecrübesi ile bu yıl ilk defa 2005'in popüler müzik, televizyon ve sinema dünyasının en başarılı sanatçılarını ödüllendirdi. İstanbul'daki Akatlar Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen "POPSAV 1'inci Başarı Ödülleri"nde, aday olan ve ödül kazanan sanatçıların çoğunun bulunmaması dikkat çekti. Gazeteci, televizyon yapımcısı, sinema-müzik yazarları ve edebiyatçılardan oluşan sürpriz bir jüri, dijital oylamayla 20 ayrı kategoride ödül alacakları belirledi. Gecenin sunuculuğunu Seray Sever ve Hakan Peker yaparken, jüri başkanı Erol Evgin tören esnasında mini bir konser verdi. Geceye çok sayıda sanatçının katılmaması farklı yorumları neden olurken POPSAV Başkanı Hakan Peker, şunları söyledi: "İlk olduğu için bazı aksaklıklar oldu. Seneye çok daha iyi olacaktır. Diğer ödül törenlerinde ödül alacak kişiler önceden belli oluyor. Bu nedenle de insanlar bilerek ödülünü almaya geliyor. Ama burada sanatçının ödül alıp almayacağı belli değil. Yani ödül almazsam orada ne gibi şeyler yaşayacağım diye düşünüyorlar. Sanatçılar bunu hazmedemediler daha." Törende SezenAksu'nun ödülünü almaya gelmesi takdir topladı. Ödülü aldıktan sonra kısa bir konuşma yapan Aksu, "Ben bu ödülü benden sonraki kuşaklar için alıyorum. Yeterince ödüle doydum. Yaptıklarım karşılığını fazlasıyla aldım. Lütfen artık bana daha ödül vermeyin" dedikten sonra büyük alkış topladı.
Daha önce de bir kez yazdım. Ama yine yazıyorum. Çünkü kültür dünyamız içinde bu olayı bencilce ve sorumsuz buluyorum. Sorun, 'best of'lar sorunu. Dünyanın her yerinde tüm sanatçıların, özellikle de belli bir kariyer yapmış ünlü ve deneyimli sanatçıların hayranlarına, dinleyicilerine ve topluma karşı bir sorumlulukları vardır; ürünlerini 'best of' denen CD'lerde toplamak. Bu hem yıllardır onları izlemiş olan hayranları için büyük bir kolaylıktır, hizmettir hem onların geçmiş yılların farklı teknolojileri içinde sağda solda kalmış ürünlerinin en iyilerini ölümsüzleştirme çabasıdır hem de bu toplamalar, ulaştıkları yüksek satış rakamlarıyla elbette kendileri için de önemli bir gelir kaynağıdır. Ama bizimkiler bunu yapmazlar. Hem de bu toplum onları başka toplumlardan çok daha uzun süre sevip baş tacı ettiği, yıllar yılı yaptıkları her şeyi satın aldığı ve eşsiz bir sadakat örneği verdiği halde... Artık neden yapmazlar, bilmiyorum. Tembelliklerinden mi, "Benim yaptığım her şey iyidir, her şarkım güzeldir. 'Best of'u filan yoktur, hepsi 'best'tir," diye düşündüklerinden mi? Aldırmazlıklarından mı, satacaklarına güvenmediklerinden mi? Yoksa, daha kötüsü, "Best of yapmayayım da beni sevenler o eski albümlerin her birinin CD'lerini almak zorunda kalsınlar," gibi çıkarcı bir düşünceden mi? Birkaçı dışında bizde çok sanatçının 'best of'larını bulamazsınız. Oysa Batı'da her gün bir yenisi çıkıyor. Hatta abartıyorlar bile... Ama öylesi hiç olmamasından daha iyi, değil mi? İşte en görkemli örnek; Sezen Aksu. Yıllar boyu çıkan her albümünü almışım. Kimileri LP (uzunçalar) olarak var, kimileri ise kasetlerde. Ama şimdi doğrusu ne uzunçalar dinlemeye vaktim var ne de kaset çalma imkânım... Ve böylece ben aylar yıllardır Sezen Aksu'nun eski parçalarını dinleyemez oldum. Şimdi ne görüyoruz? SezenAksu, eski şirketlerinden çekip aldığı albümleri birer ikişer piyasaya sürüyor. Işık Doğudan Yükselir'den Gülümse'ye dört albümü yeni CD kapaklarıyla çıktı. Elitay Dağıtım eliyle piyasaya verildi. Her biri 12.5 YTL'den satılıyor. Peki ama seyircisine sevgisini dilinden düşürmeyen Sezen Aksu, niye bizleri bunca masrafa sokuyor? Niye en güzel şarkılarını seçip 'best of'larda toplamıyor? Bizimkiler niçin tüm dünyada geçerli yöntemlere başvurmuyorlar? Demek ki, eğer Sezen Aksu dinlemek istiyorsak, tüm bu albümleri mecburen alacağız. Peki ama biz SezenAksu'yu bu kadar sevmeye mecbur muyuz? (Atilla Dorsay'ın 02.06.2006 tarihli Sabah Cuma'daki yazısından)
Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen POPSAV 1. Başarı Ödülleri sahiplerini buldu. Sezen Aksu gecede En İyi Albüm ve En İyi Kadın Yorumcu ödüllerini aldı. Törene kısa süreliğine de olsa katılan SezenAksu alkışlar eşliğinde ödülünü alıp salondan ayrıldı. İşte gecede ödül alanlar: En İyi Albüm: Sezen Aksu / Bahane En İyi Çıkış Erkek: Keremcem En İyi Çıkış Kadın: Zeynep Casalini En İyi Rock Grup: Manga En İyi Erkek Yorumcu: Rafet El Roman En İyi Kadın Yorumcu: Sezen Aksu En İyi Film: Babam ve Oğlum En İyi Film Yönetmeni: Çağan Irmak En İyi Kadın Oyuncu: Hümeyra En İyi Erkek Oyuncu: Yetkin Dikiciler En İyi Film Müziği: Tamer Çıray En İyi Dizi: Hırsız-Polis En İyi Dizi Yönetmeni: Türken Derya En İyi Erkek Dizi oyuncu: Uğur Yücel En İyi Kadın Dizi oyuncu: Sumru Yavrucak